Deneme

Çocuklar İçin Dünyayı Kim Kuruyor?

Bir çocuk dünyaya geldiğinde aslında yalnızca bir insan değil, yeni bir bakış açısı da doğar. Çocuk, gördüğü her şeyle dünyayı yeniden kurar. Bir nesneye dokunduğunda, bir soruyu ilk kez düşündüğünde, hatta bir kelimeyi yanlış telaffuz ettiğinde bile… Her hareketinde dünya onun için yeni bir hâl alır.

Fakat çoğu zaman çocukluğa şöyle bakarız:
Sanki dünya hazırdır ve çocuk bu hazır dünyayı öğrenmek zorundadır. Biz yetişkinler, kendi bildiğimiz gerçekleri, doğruları ve korkuları çocuğa aktarmayı görev ediniriz. Ona nasıl davranması gerektiğini, nelere dikkat etmesi gerektiğini, neyi sevip neyi sevmemesi gerektiğini öğretiriz. Bunların iyi niyetle yapıldığı açıktır; korunması, yönlendirilmesi ve desteklenmesi gerekir diye düşünürüz.

Ama burada görmezden gelinen bir şey vardır:

“Bir çocuğun dünyası, sadece verilenlerle oluşmaz. Çocuk dünyayı kendi deneyimleriyle kurar.”

Bu yüzden çocukluk, boş bir zihin olmaktan çok, sürekli çalışan bir zihindir. Çocuk, dünyanın nasıl “olması gerektiğini” değil, nasıl “olduğunu” önce kendi yöntemiyle fark eder. Bizim söylediğimiz her söz, yaptığımız her müdahale, onun bu kurma sürecine bir şekilde etki eder.

İyi niyet bazen çocuğun kendi deneyimini gölgeleyebilir. Çünkü çocuk sadece öğrenen değil; sorgulayan, anlamaya çalışan ve kendi yolunu bulan bir varlıktır. Eğer biz onun yerine düşünmeye başlarsak, onun düşünme isteğini fark etmeden zayıflatabiliriz. Eğer her cevabı hemen verirsek, onun sorularının büyümesine izin vermeyebiliriz.

Günümüz dünyasında bu durum daha da belirgin. Hep acelemiz var:
Erken yaşta hedefler, başarı baskısı, dakiklik, disiplin, performans… Çocuğun dünyayı kendi hızında tanımasına yeterince vakit bırakmıyoruz. Sorularının etrafında dolaşması için zaman tanımıyoruz. Dünyayı ona “anlatıyoruz” ama dünyayı onunla birlikte konuşmuyoruz.

Oysa bir çocuğun dünyasını inşa etmek, ona sürekli bilgi vermek demek değildir.
Onun kendi anlamını kurabileceği bir alan açmak demektir.

Bazen yetişkinin yapabileceği en değerli şey, yanına oturmak, sorusunu duymak ve onun hızına saygı duymaktır. Çocuğun sorusu çoğu zaman yetişkinin soramadığı sorudur. Belki de çocuk, dünyanın bize unutturduğu merakı geri getirir. Böylece dünya, çocuğun bakış açısıyla genişlerken; yetişkinin deneyimiyle de derinleşir.

Bu nedenle “Çocuklar için dünyayı kim inşa ediyor?” sorusu sanıldığından daha karmaşıktır. Ne sadece yetişkin ne sadece çocuk… Dünya, bu ikisinin karşılaşmasında, birlikte kurulur. Biz ona yol gösterirken, o da bize dünyanın başka türlü nasıl görülebileceğini hatırlatır.

Sonuçta belki de soru şöyle olmalıdır:
Çocuğa bir dünya vermek yerine, onunla birlikte bir dünya kurmayı başarabiliyor muyuz?

Çünkü tek başına kurulan bir dünya, hep eksik kalır.
Birlikte kurulan ise hem daha geniş, hem daha canlı, hem de daha insani olur..

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu