DenemeEdebiyat

Şikayet

Bu sancıyı nasıl tarif etmek gerektiğini çözmek istiyor olsam bile, bunca olağan şeyleri bayağı görmek zorunda kalıyorum.
Elbette herkesin başına gelebilir. Kim ilkokulda uçucu öfkeyi taşır, kim ara sokakta keskin taşları saf petrol ile tedavi eder, kim ölümcül sapanları vahşice sever?
Ardından gelen ayak seslerinden ürpermek, ruhumun endişesi değildi. Korkmuyordum aslında; yaşama telaşım henüz bitmemişti. Ölmek, bundan dolayı üzüntü veriyordu.

Ve ölümlü olduğunu hatırladığın anları, karıncaları ezerken hatırlamak, tırmandığın dağlarda ne aradığınla alakalı değildi. Kuramsal bir nefrete sığınmak gerekti.
Aslında başladığım yeri bulsam ve o anı değiştirme şansım olsa, hayatımın akışını takip edebilirdim.
O yolculuğa hiç çıkmamış olsaydım mesela; veyahut paçalarımı sıvayıp top oynamak yerine evimde oturup atariyle oynamaya devam etseydim; gözlerim o gün bozuk olsaydı ve uzağı seçemeseydim; ve icat edilmemiş olsaydı net görmek için kullandığım yorgun alet…
Galiba başka bir ihtimali, cinayet kurbanı edecektim.
Beyaz tenli, güzel bir kızdı üstelik.
Ve ikimiz de çocuktuk; aynı sokakları tanıyor, aynı yollarda yürüyorduk.
Gök bana baktı, Tanrı elbette bildi ve istedi.

“Bu telaşımı anlayacak kimseyi tanımıyorum.”

Hüznümü ellerinde yoğurup, harfleri bir araya getiren, kelimeleri oluşturan ve ardı ardına sıralayan hayatın; zihnimin içinde dönüp duran çiçeklerin hastalığına çareyi ancak ölüm olarak görmek, benim hastalığımdı.
İnsanın bazen boyun eğiyor olması çok acayip. Çünkü kapıyı açtığımda görmek istemediğim her şeyi gördüm.
Bunu da tedavi edebilir misin?
İlaçların nasıl çare olabilir ki buna?

Kusura bakmayın; ben ölümü avuçlarımda pek çok kez hissettim.
Alyuvar ve akyuvarların tatları bile ayrı, biliyorum.
Kalbimi pek çok kez sana verdim, kurcaladın.
Yaramaz bir çocuk gibi vidalarını söktün ve tekrar birleştirme çabaların nafile.
Üstelik ellerin kana bulanık. Yıkandıkça kırmızı beyaza dönüyor olsa bile, tekrar tekrar kanatmak heveslerin bitmiyordu.
Ah şu icatlar!
Özellikle çok şaşırdığım şu nefret; tornavidanın kaburgamda oluşturduğu korkunç ses…
Aksilik şu ki, benim ciğerlerimi esrar doğurmuş.
Hoş bir kokusu var; ateşle buluşmak en sevdiği eylem.
Gölgesi yok üstelik; göğe doğru uzanır.

Sen, anlatmak istediğimi anlıyor olmalısın.
Ve neden denize sattığını itiraf etmelisin gümüş vidaları.
Topyekûn gazeteler yanıyor.
Halbuki yengeçler, yan ama onurlu yürür.

Aksilik işte; son bir damla gözyaşım kalmıştı, ateşin sıcaklığında buhar oldu.
Ruhuna hediye etmek isterdim.
Seninle ben, hiç geçmedik çünkü ayna karşısına.

Ahmet

Ruhun karanlığından, savaşın başında ve kimyasal silahların ortasında doğan insan.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu