Hikaye

Yumurta

  Sene 2104, yer ise kolonileşmenin ardından keşfedilen uzak galaksilerden birindeki eski bir uzay gemisi. Derme çatma bu uzay gemisinin içinde yalnızca iki mürettebat vardı. Görevleri geri dönüştürülemeyen ama uzun zaman önce uzaya salınmış çöpleri toplamaktı. Devletler bu tür pis işler için son model bir uzay gemisini gözden çıkaramıyor olduğundan arızalı bir gemiyi kontrol etmeye çalışan iki mürettebat meteor yağmurunun şiddetlendiği bu günde zorlukla uçurabiliyorlardı bu külüstürü. Yakın akrabaydılar Mete ve Oğuz. Fakat iyi anlaştıkları söylenemezdi. Meteor yağmurundan kaçmaya çalışırken kavga etmeye başlamışlardı : “Bırak da ben deniyim.” dedi Mete ondan büyük olan Oğuz’a. Fakat Oğuz ısrarla ona vermek istemiyordu dümeni. O büyüktü ve bu gemiyi Mete’den çok daha uzun süredir idare ediyordu. Meteor taşlarının darbeleri gemiye ciddi ölçüde hasar verirken meteor yağmurunun içinde küçük , yuvarlak , mavi bir kapsül fark etti Mete. “Şu mavi şeye bak meteor taşlarına çarpmadan ilerliyor. ” dedi heyecanla. Oğuz şaşkınlıkla başını salladı. Gerçekten mavi kapsül meteor yağmurunun içinde diğerlerine çarpmadan hatta onları atlatarak süratle ilerliyordu onlara doğru “Ne olabilir?” dedi Mete. “Bilmiyorum ama onu yakalayacağım.” dedi Oğuz. “Ya yabancı bir uzaylı falansa?” diyen Mete’nin gözleri büyümüştü .
“Saçmalama!” dedi Oğuz. “Uzay yolculuğundan anlamadığını belli edip kendini rezil ediyorsun. Kapsül bu, ama neyin kapsülü olduğunu anlamamız lazım.” dedi ve bir kaç düğmeye bastı. Uzay gemisinin çöp tutucu kolları geminin iki yanından çıkıverdi birden. Kapsülü tutmak için onları hazırladı. Yaptığı hızlı manevralar gemiyi hızlıca döndürmeye başladı kendi etrafında. Mete geminin içinde oradan oraya savrulurken Oğuz kaptan koltuğunda kemerleri bağlı, kapsülü yakalamaya çalışıyordu. Mete durması için defalarca bağırsa da ona , dinlemedi. Kapsül, onlar yakalayamadan yanlarından geçip gitti.

Oğuz çok kararlıydı. Geminin yönünü değiştirdi tam tersi yönde , kapsülün peşinden sürmeye devam etti . Mete onun çıldırdığını düşünmeye başlamıştı “Kafayı yedin sen arkamızdan binlerce meteor taşı geliyor baksana. Öleceğiz! ” dedi. “Her şey kontrolüm altında.” dedi Oğuz ona. Hızını kesmeden peşinden gitti. Tıpkı küçük bir çocuğun havada köpük balonu yakalamasına benziyordu bu takip. Sonunda geminin tutucu kollarından biri onu tutmayı başardı. Ama kapsül durmuyor hızla ilerlemeye devam ediyordu. Öyle hızlı gidiyordu ki artık gemi değil kapsül onları götürüyordu. Bu hıza külüstürün dayanması çok uzun sürmeyecekti. Oğuz ve Mete birbirlerine baktılar. Mete durması için son kez yalvardı : “Gemi parçalara ayrılıyor bırak şunu artık. ” ama nafile. Oğuz var gücüyle tutuyordu kapsülü. Öyle hızla ilerlediler ki sonunda kapsül onları meteor yağmurunun içinden çıkarıp bir boşluğa getirdi. Ve böylece hızını yavaşlatıp durdu. İkisi de soluk soluğa kalmışlardı. Oğuz kola , kapsülü içeri alması için komut verdikten sonra kaptan koltuğundan indi. Dizleri titriyordu. Öyle gerilmişti ki düzgün yürüyemedi bir kaç saniye. İkisi de merakla kapsülün içeri girişini bekledi. Çöp kapağından içeri giren kapsülün yanına vardıklarında üstünün buzlu mavi bir camla kaplı olduğuydu ilk dikkatlerini çeken. “Şuradan testereyle sonik çekiciyi getir.” dedi Oğuz Mete’ye. Mete koşarak dediklerini bulup getirdi. Oğuz önce bir iki tekmeledi kapsülü ve : “Klasik. Bu kapsülü açmak için bir ordu gerek. Ya da sonik çekiç” dedi. Önce testere sonra çekiçle kırmayı denedi. Olmadı. “Neden bu kadar önemli bu kapsül söyle artık.” dedi Mete. “Kafanı kullan. Kapsül her ne ise bu teknolojisi gemiyi tamir etmeye yarayabilir. Ya da bizi zengin yapabilir. Çöp departmanında çalıştığım bu uzun yılların ardından öğrendiğim tek şey oldu ‘hiçbir şeye çöp deme’ evet bu şekilde zengin olan arkadaşlarım vardı.” dedi Oğuz ve ardından bir kez daha sonik çekiçle darbe dalgası gönderdi kapsüle. Son darbede kapsül çatladı. Gülümsediler birbirlerine bakıp. Ve bir darbe dalgası daha. Kapsül kırılarak açıldı.

İçinden bekledikleri gibi bir ileri teknoloji çıkmadı ama yaşlı çıplak bir adam çıktı. İhtiyar adam gözlerini uzun bir uykudan uyanır gibi açtı. Mete ve Oğuz’a bakıp bağırmaya başladı. “Sersemler! Kaçış kapsülümü mahvettiniz kuş beyinliler.” diyerek ayağa kalkmaya çalıştı yaşlı adam ama iki bacağının üzerinde duramıyordu. Mete koşup bir havlu getirdi, yaşlı adama uzattı : “Giyin isterseniz.” dedi. Adam üzerine baktı çıplak olduğunu yeni fark etmiş gibi yüzü kızardı üzerine havluyu sardı ve önce iki dizinin üstüne çıkıp ayağa kalktı. “Kıyafetlerimi korunmak için çıkarmıştım ama…” dedi. Oğuz hayal kırıklığına uğramıştı bunu beklemiyordu. Kırık kapsüle doğru dizlerini çöküp baktı. İşe yarar bir teknolojinin izi bile yok gibi görünüyordu. Mete ona aldırış etmedi : “Neyden kaçıyordunuz?” diye sordu. Yaşlı adamın kafası karışıktı. Sorduğu soruları algılamakta güçlük çekiyordu. Kafasını kaşıdı hatırlamaya çalıştı. “Bilgilerim için beni kullanmak isteyen devletlerden kaçıyordum. Ta ki siz iki ne yaptığını bilmez kapsülümü kırana kadar.” Mete bir şey demedi ona koltuğu gösterdi oturup sakinleşmesi için.

Yaşlı adam yanlarında karnını doyurup üstüne mürettebat uniforması giydikten sonra biraz sakinleşmişti. Konuşsa arada öfkeleniyor sonra gözleri doluyor biraz ağlıyordu. Yaşlı adam : “Beni eve götürebilir misiniz ?” dedi sulu, iri gözleriyle onlara bakarak. Mete ona acıyor ama Oğuz onun yüzüne bile bakmıyordu.

-Evin nerede , dedi Mete.

-Hatırlamıyorum ama nasıl bir yer olduğunu çok iyi hatırlıyorum hepsi belleğimde. Size anlatsam çocuklar? Belki siz biliyorsunuzdur neresi olduğunu ,dedi umutla .

Oğuz başını ona çevirip: “Bugün itibariyle bilinen insan gezegeni sayısı 1506 ve sen bize yol tarifini anlatarak mı yapacağını söylüyorsun?” dedi öfkeyle. Yaşlı adam: “Gidecek başka yerim yok.” dedi. Mete onun haline acıyordu. Ona yardım etmek istiyordu. “Hadi anlat o zaman.” dedi. Yaşlı adam başladı onlara doğup büyüdüğü yeri anlatmaya. En eski insan gezegenlerinden birinde yaşadığını, eşini, çocuklarını , evinin bahçesine kadar her detayı vererek onlara anlattı. Çalıştığı yapay zeka şirketinden emekli oluşunu ama hala teknolojiye dair bilgilerinin taze olduğunu söyledi laf arasında. Oğuz son sözlerini duyar duymaz yanlarına vardı. Yakasına yapıştı : “Hangi teknoloji? Bu gemiyi tamir edebilir misin?” dedi heyecanla. “Elbette. Külüstür geminiz biraz beni zorlar ama yapabilirim.” Oğuz bunun üzerine yakasını bıraktı ve kolundan tutup geminin kontrol merkezine götürdü. Yaşlı adam gerçekten dediği kadar vardı.

Bir kaç saat sonra gemileri artık tamir olmuştu. Oğuz mutluluktan havalara uçarken Mete teşekkür etmek için yaşlı adamın yanına gitti. El sıkışırken yaşlı adamın elindeki barkod numarasını fark etti. “Nedir bu ?” dedi. Yaşlı adam o barkod numarasını ilk kez fark ediyor gibiydi sesini çıkarmadı. “Bir dövme falan mı?” dedi Mete. Oğuz da teşekkür için yanına gitti ve elini uzattı. Mete’nin işaret ettiği dövmeyi gördüğünde kaşlarını çattı. Mete onun suratındaki ciddi ifadenin iyi şeylere işaret olmadığını biliyordu artık. “Noldu?” dedi . Oğuz yanlarından ayrılıp koşarak yaşlı adamın geldiği kapsülün yanına gitti. Kırık parçalardan birini eline aldı. Parmağını buzlu camın içinde gezdirdi. Eline sıvı bir balçık geldi. “Yaşam sıvısı olmalı.” dedi sessizce. Arkasını döndü onlara doğru :”Ne zamandan beri bu kapsülün içindeydin?” diye sordu yaşlı adama. Adam bu soruyla paniklemeye ,kafasını kaşımaya oradan oraya deli gibi dolanmaya başladı yine. Mete Oğuz’un yanına vardı : “Ne olmuş ?” dedi . Fısıldayarak cevap verdi : “Bu kaçış kapsülü değil. Bu bir yumurta.” yaşlı adam koşarak yanlarına vardı : “Hatıralarım hepsi siliniyor. Kontrol edemiyorum. Yardım edin bana.” diyerek dizlerinin üzerine çöktü.” Ne zamandan beri bu kapsülün içinde olduğunu bilmiyorsun çünkü sen bu kapsüle hiç girmedin.” dedi Oğuz. “Hiçbir şey anlamadım . N’oluyor anlatsana.” dedi Mete. “Uzun zaman önce embriyolarda yapay seri üretime geçilmişti. Fakat 200 yıl önce bir fabrika patlamasında yüzlerce ailesine kavuşmayı bekleyen yumurta uzay boşluğuna saçılmıştı. Sanırım o da bunlardan biri.” dedi. Yaşlı adam başını kaldırmadan yere bakıyor, ağlıyordu. “Nasıl yani? Bunca zaman o yumurtanın içinde miymiş?” dedi Mete. “Evet , nasıl hayatta kaldı bilmiyorum ama yaşam sıvısı onu 200 yıl yaşatmış olmalı. Bu aslında mucize.” dedi Oğuz. “Peki ya tüm o anıları, bilgisi ? Gemimizi tamir etti o.” dedi Mete yaşlı adama bakarak. “Sanırım yaşam sıvısı bir tür mutasyon geçirerek ona bellediğinde bulunan bir yaşamı beynine yansıtmış. Artık bu tür şeyler yasal değil. Ama 200 yıl önce kimsenin umrunda değildi.” dedi Oğuz. “Şimdi ne olacak ?” bu soru yaşlı adamın kulağında çınlamıştı. Yaşadığını sandığı bütün hayatı hiç var olmamıştı. Ve o aslında hiç kimseydi. “Ölmeliyim. Yaşam sıvısı olmadan en fazla bir kaç gün yaşayabilirim zaten.”

Günün sonunda çöp gemisinin mürettabatı uzay boşluğuna mavi bir kapsül bırakarak oradan ayrıldılar.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu