Hikaye

En Önemli İhtiyaç

Doğuma günler kalmıştı. Aynada karnına ve şişmiş ellerine bakarken gardırobunda artık üstüne olmayan kıyafetlerini düşününce canı sıkıldı. Ne çok kilo almıştı öyle! Bu kadar kiloyu vermek çok zor olacaktı. Karnındaki hareketlenme ona sıkıntısını unutturmuş, yüzüne tatlı bir gülümseme oturmuştu. Karnını okşayarak doğacak bebeği için özenle hazırladığı odaya yöneldi.
Son zamanlarda bir terapi ve alışkanlık haline gelmişti bu. Günün neredeyse çoğunu bu odada hayal kurarak geçiriyordu. Bu ona ağrılarını unutturuyor, sevincini tazeliyordu. Üstünde “HOŞ GELDİN ONUR” yazılı kapıyı içeride sanki biri uyuyormuş gibi yavaşça açtı. Bir süre kapının önünde durup içeriyi seyretti. Ne çok uğraşmıştı bu hale getirebilmek için. Cinsiyetini öğrendiği gün “masmavi olacak oğlumun odası” diyerek hayallere dalmıştı bile.
Mavinin en tatlı tonuyla başlayan duvarları bulutlar süslüyordu. Uçakların ve kuşların resmedildiği duvar kağıdı beşiğin tam karşısındaki duvardaydı. Mobilyalar için haftalarca uğraşmıştı. En kalitelisi, en güzeli olmalıydı. Günlerce mağaza mağaza dolaştı. Ama değmişti doğrusu. Mobilyalar odanın rengiyle birleşince hayal ülkesine dönmüştü oda.
Parmak uçlarına basarak yavaşça odaya girdi. Bebeğinin gardırobuna yerleştirdiği kıyafetlere sevgiyle baktı, okşadı. Yavrusuna nasıl da yakışacaktı bu takım. Şunun papyonuna da bakın! Nasıl da tatlı duruyordu. Minicik kıyafetleri özenle yerine koydu. Beşiğin yanına kendisi için tekli koltuk koymuştu. Burada bebeğine kitap okuyup ninni söyleyecek, en güzel masalları anlatacaktı. Kapının yanındaki duvara mini bir kitaplık yaptırmıştı. Bebek bakımı, ideal annelik, anne ve bebek ilişkisine dair bir sürü kitap almış, okumuştu. Sıradan basit bir anne olmak istemiyordu, bilinçli olmalı, öğrenmeliydi her şeyi. Çekmecede, beşiğin yanındaki kocaman kutuda 1 yaşına kadar yetecek, zihinsel ve bedensel gelişimine katkı sağlayacak bir sürü oyuncak vardı; oyun kartları, arabalar, pelüş ayılar, blok oyuncaklar… Bunları seyrederken çoktan dalmıştı hayallere. Evladını oyun oynarken izliyordu hayalinde. Gözlerinin dolduğunu fark etmedi bile. “Rabbim o günleri de nasip edecek inşallah” diyerek gözyaşlarını sildi.
Son haftalar ağır geçiyordu sancıları hafiften başlamış, üstüne kalkmak bilmeyen bir yorgunluk hali çökmüştü. “Biraz dinlensek iyi olacak.” dedi ve yerinden kalktı. Geldiği gibi sessizce odadan çıktı yavaşça kapıyı kapattı ağır adımlarla odasına dinlenmeye çekildi.
İpek Hanım imkanları dahilinde doğacak bebeği için her şeyi düşünmüş, her şeyin en iyisini hazırlamıştı. Sağlığına zarar vermeyecek oyuncaklar, minik bedenini tahriş etmeyecek kıyafetler ve hayal dünyası tadında bir oda… Hepsi biricik oğlu içindi.
Elbette her ebeveynin isteği idi bu; yavrusuna güzel bir gelecek hazırlamak, ona kaliteli bir hayat sunmak… Ama bu hazırlıklar, hayaller gerçekten çocuk için mi? Yoksa bebeğin adına yapılan onca hazırlık aslında kendi nefislerimizi tatmin etmekten mi ibaret? Elalem ne der diye mi bunca masraf? Düşünmek lazım bir yerde; çocuk gerçekten buna mı ihtiyaç duyuyor. Evet aslına bakarsak bunların hepsine ihtiyaç duyuyor; rahat bir yatak, sağlıklı oyuncaklar, kıyafetler vs. Ama asıl olan onlar mı? En temel ihtiyaç, öncelik…. bunlar mı sahiden? Yoksa onunla konuşan, onunla oyun oynayan, onu sevginin en saf haliyle seven koruyucu meleklere yani anne-babasına mi ihtiyacı var?
Dünyada en temel ihtiyacımız nedir? Herkesin hayalini kurduğu sıcacık yuvalar sadece iyi ısınan kaloriferli evler mıdır? İçinde mutlu ve huzurlu ailelerin yaşadığı mütevazı evler de bu tabire layık değil midir? Her şey değişiyor. Buna paralel olarak her şey anlamını yitiriyor. Kelimeler aynı ama ifade ettiği mana farklı artık. En güzel odaları hazırlayıp, en pahalı kıyafetleri alırken en ihtiyaç duydukları şeyi; sonsuz sevgiyi, asıl ona ihtiyaç duyduklarını atlıyoruz.
Belki de bu yüzden dünya bu kadar yaşanmaz hale geldi. Gerçek sevgiden yoksun bebekler sevgisiz çocuklara, onlar öfkeli gençlere, onlar da mutsuz yetişkinlere dönüştü. Böyle bir kısır döngü içinde dünya berbat bir hale aldı.
Evler beton ve tuğladan, odalar pahalı mobilyalardan yapılıyordu. Ama yuvalar saf sevgiden müteşekkildi. En kaliteli eşyaları ararken sevginin kalitesinden ödün verince doyumsuz, şımarık çocuklar türemişti. Oysa bu hatamızın bedelini yine biz ödüyoruz. Ee ne demiş büyükler:“Şehri imar ederken nesli ihmal ederseniz, ihmal ettiğiniz nesil imar ettiğiniz şehri imha eder.”

Tuba Özdemir

Üç adam, bir bardak çay, bir kaç kitap... gerisi laf-ü güzaf

İlgili Makaleler

8 Yorum

  1. Ellerinize sağlık cok doğru ve güzel bir yazı olmus insanlar paranın mülkün birsey kazandırmadıgını anlarlar insallh

  2. Çok anlamlı bir yazı olmuş. İnsan okurken önce hayallere dalıyor sonra kendini sorguya çekiyor. Rabbim bu alıştırılmış alışkanlıklarımızdan sıyrılabilmeyi ihsan eylesin.

    1. Çok teşekkür ederim begenmenize çok sevindim. Hayallere dalarken bazen esas olanları unutuyoruz inşallah bu konuda faydalı bir şeyler söyleyebilmişimdir 🌺

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu