Toplu Taşıma: Türkiye’nin Gerçek Reality Show’u

Hiç İstanbul’da toplu taşıma kullananınız var mı?
Ya da hiç kullanmayan? Eğer kullanmadıysanız, geçmiş olsun… Hayata dair pek çok şeyi kaçırıyorsunuz demektir. Ben olsam hemen atlar, İstanbul’a gelirdim.
Ama kullananlar? Onlar zaten bu ülkenin “gerçek hayatta kalma simülasyonunu” başarıyla tamamlamış, level atlamış insanlardır.
Şöyle bir düşünsenize… Telefonda bağıra bağıra konuşan birini uyarmanız gerekiyor diyelim.
Ne yaparsınız?
Nazik bir öğretmen gibi mi yaklaşırsınız, yoksa içinizden geçen ilk cümleyi direkt mi söylersiniz? Öğretmen gibi davranmak genelde daha güvenli bir tercih gibi görünür ama sanki hakkımız yeniyormuş gibi bir hisle yaklaşıyoruz ya… Aynısını otobüste yüksek sesle müzik dinleyene de yapıyoruz, önümüze kaynak yapan birine de…
Yani, içten içe hepimizin içinde küçük bir “toplum zabıtası” var ama dışarı çıkaramıyoruz.
Peki, sorun nerede? Kimde?
İstanbul kalabalığında yaşamak zaten başlı başına bir sabır testi. Üstelik mesele sadece fiziksel kalabalık değil; insanların toplumsal davranışlarının birikimiyle oluşan o görünmez ama ağır “sosyal gürültü” de var. Ve bu gürültü, artık sadece kulaklarımızı değil, ruhumuzu da tırmalıyor.
Ahlaken çöküntünün bir başka örneğini de vermek isterim. Bomboş bir otobüse neden arkadan binilir, hiç düşündünüz mü? Ortada bir sıra ya da kuyruk var, neden buna katılmıyor bu arkadaşlar?
Yani bu, gerçekten sosyolojik olarak incelenmesi gereken ağır ve ahlaken bakıldığında da sıfır noktasında olduğumuzu kanıtlar bir konu!
Toplu taşıma aslında küçük bir toplum maketi gibi: Kim, ne kadar saygılı, ne kadar sabırlı ve ne kadar bencil… Hepsi tek seferde ortaya çıkıyor. Sosyoloji bölümlerinde okuyanlar stajlarını gönül rahatlığıyla bu toplu taşıma araçlarında yapabilirler.
Elinde tutması gereken çantasını, poşetini yanındaki koltuğa koyup da size kaçamak bakış atanlarla karşılaştınız mı hiç? Onlar sonuna kadar haklı! Onlara kızmayın! O koltukta o poşetin oturması lazım çünkü… Poşetler, bildiğiniz gibi, yaşlılardan hemen sonra geliyor öncelik sıralamasında. Kural bu: “Önce yaşlılar, sonra poşetler, en son siz!”
500T: Bir Otobüsten Fazlası
Gelelim bu ülkenin bitmeyen aşkına: 500T!.. Bir otobüs düşünün, kıtalararası yolculuk yapıyor. İstanbul’un doğusundan batısına, batısından doğusuna… Günde birkaç defa göç ediyor resmen! Öyle bir kültür ki bu, neredeyse “500T kuşağı” diye ayrı bir nesil yetişti. Yani “X kuşağı, Y kuşağı” bir yana, 500T kuşağı var artık. 500T dedik de beş yüz kişilik otobüs demedik ama! Fiziki olarak mümkün olmayan şeyler görürsünüz. Hatta kimya, biyoloji, matematiksel olarak da aklınıza sığmayacak durumlarla karşılaşırsınız. İlk başta acınası bir durum gibi gelir, ama daha sonra eğlenmeye başlarsınız. Nice dostluklar burada kurulmuştur. İleri seviye ahbaplıklarla zamanın nasıl geçtiğini anlamazsınız bile.
Ve sözlerimi şöyle noktalayayım. Bu ülkede bir toplu taşıma aracının belgeseli yapıldı, belgeseli. Artık daha fazla söze gerek var mı?
500T, bir otobüsten fazlası… O bir hayat dersi, bir sabır testi, bir metropol efsanesi!


