Hikaye

Lavanta Bahçesi

              Bir çınar ağacının gölgesinde serin ve huzurlu büyümek nasip olmadı bana. Benim babam hep Zakkum oldu. Anamla ben onun acı tadıyla yaşadık yıllarca sonunda her zehirli çiçek gibi zehrini akıttı o temiz ve saf anacığımın damarlarına. Onu kaybettiğimde daha 15 yaşında genç bir delikanlıydım. Babam belinden silahını çıkarıp onun o güzel kalbini tek kurşunla delip geçmişti. Yaptığına pişman olduğu an arabasına atlayıp hastaneye yetiştirdi ama o ilaç kokulu ‘’hapishane’’ anamı bana üzerinde anlamadığım bir dilde yazıların olduğu yeşil örtülü bir tabutta geri verdi. Sanırım insanlığa dair son sevgi kırıntılarım da o an uçup gitmişti. Bu arada adım Poyraz namıdiğer Hazrec.

     Babam bir mafya babasıydı, annemin ölümünden birkaç yıl sonra düşmanları tarafından kurulan pusu sonucunda vurularak öldü. Belki annemin öcü alınmış gibi görünüyordu ama kalbim hiç soğumadı. Bu durum beni günden güne daha da merhametsiz ve korkunç birine çevirdi.Babamın ölümünden sonra başa geçip işleri devraldığım ilk yıldı. Bu yeni değişimden faydalanmak isteyen düşmanlarımın açtığım gece kulübünü basıp adamlarımı yaralaması üzerine Katil Şerif’in kumar oynattığı sözde kafeyi mermi yağmuruna tutmuşken birden Şerif’in adamlarının dört bir yanından üzerimize doğru geldiklerini fark ettim. Hayatta kalma isteğim misilleme yapma isteğimin önüne geçti. Bu yüzden geri kalan işleri halletmeleri için en güvendiğim adamlarımı orada bırakıp uzaklaşmaya başladım. Tam o anda karşımda izbandut gibi  iri yarı, kirli sakallı, pazuları gömleğinin dışından dahi belli olan bir herif buldum. ‘Kimsin sen?’ dememe kalmadan üzerime ateş etmeye başladı. Mermilerin kulağımı delip geçen sesleri arasında kendimi boş bir araziye attığımda sağ bacağımdan gelen keskin acı  ile yere kapaklandım. Muhtemelen mermilerden biri  dizimi sıyırıp geçmişti ve paçamdan aşağıya doğru dikenli bir yol gibi oluk oluk kanlar akıyordu.

Etrafıma bakındığım da biraz ileride eski bir bina gördüm. Biraz sürünerek biraz da tek ayağım üzerinde yürüyerek bahçesinin etrafını saran bazı bölümleri kesilmiş tellerin arasından içeri girdim. Tahminime göre uzun yıllar önce terk edilmişti. Bahçesi çöplüğe dönmüş alt katta ki camlarının çoğu kırılmıştı. Kapısından içeri girdiğimde koridorda yazan tabelalardan buranın bir silah fabrikası olduğunu anladım. Ne kadar da ironik deyip hafifçe gülümsedim ki bugüne kadar bundan daha fazla hiç gülmedim. Fabrikaya girer girmez burnuma dolan rutubet kokusuyla gömleğimin kolunu yüzüme kapattım ve bu pis havadan bir süre de olsa kendimi korumak istedim. Babamın haraca bağladığı iş yerleri, açtığı gazino ve gece kulüpleri sayesinde sıcak ve temiz evlerde yaşadım. Annem lavanta kokusunu çok severdi evimiz bu yüzden lavanta bahçesi gibi kokardı diye geçirdim içimden hüzünle.

Koridorun sol tarafında silah üretim alanı tabelasının olduğu kapıdan içeri girdim. Bu bölüm diğer bölümlere göre daha temizdi. İçeriye girince hemen karşıda yere serilmiş yataktan bozma battaniyelerin olduğunu gördüm. Onlara doğru topallayarak yürümeye başladım. Amacım bu kumaş parçalarından birkaç tanesini yarama bastırarak kanın durmasını sağlamaktı. Biliyorum sanki onlar çok temiz de kan kaybından ölmezsen enfeksiyondan öleceksin diyeceksiniz ama insan canı yanarken mantıklı düşünemiyordu işte.Evsizlerin uğrak yeri olan bu fabrikada Karadeniz’in yağmurlu ve soğuk gecelerinde ısınmak için kullandıkları bu bez parçalarından elimle kopardığımı yaranın üstüne bastırmaya başladım. Canım o kadar çok yanıyordu ki birçok kez acıyla inledim ve talihime küfürler savurdum.Tam o sırada odanın kapısından ince uzun bacaklı, krem rengi topuklu ayakkabılarıyla bir kadın  girdi. Kafamı kaldırdığımda onun kar beyazı teninin aksine güzel ve kara gözlerini gördüm. Upuzun saçları arkadan toplanmış ve yarış atlarının koşarken kuyruklarının savrulması gibi onun saçları da bana doğru koşarken savruluyordu. Yanıma yaklaştığında saçının önündeki grileşmiş bölümü fark ettim. Yüzüne baktığımda yirmilerinde  gözüküyordu ama saçlarına ak düşmüştü şimdiden. Kendimi onu incelemekten çekip alınca bana seslendiğini duydum.

— İyi misiniz? Ben Tansu merak etmeyin size yardım edeceğim. Doktorum bana güvenebilirsiniz dedi. Cümlelerini duyduğumda gülmeme engel olamadım hayatım boyunca annem dışında hiçbir kadına güvenmemiştim. Onlar yalnızca erkeklerin cüzdanları ile ilgilenirlerdi. Senden daha kabarık cüzdanlısını bulduğunda da hemen ona koşarlardı. Yine de canım o kadar çok yanıyordu ki bana yardım etmesine izin verdim.

 Silah… dedim yorgunluktan ve acıdan kurumuş, birbirine yapışmış dudaklarımı birbirinden ayırarak. Bir çatışmanın içinde buluverdim kendimi. Sanırım kurşunlardan biri bacağımı sıyırıp geçti dedim. Siyah ve biçimli kaşları ne olduğunu anlamaya çalışıyormuşcasına kalktı.

— Öncelikle şu kirli bezleri bir atalım. Hava serin diye yanıma atkımı almıştım, yeni yıkandı diye gülümseyerek bacağıma yavaşça atkısını bastırdı. Tam o anda çıkan rüzgar sebebiyle odanın kapısı hızlıca kapandı. Gök gürültüleri ve kapıdan çıkan yüksek sesin korkusuyla yerinden fırladı.

— Sizi buradan çıkarmalıyız. Burası sizin için çok pis ve soğuk. Yaranız daha fazla enfeksiyon kapmadan gidelim diyerek elini uzattı. Bir Tansu’nun eline bir de yarama baktım sonra elini sıkıca tutup yerimden kalktım. Kolumu omzuna atarak beni kapıya kadar getirip açmaya çalıştı. Birkaç deneme yapmasına rağmen kapı bir türlü açılmıyordu. Birkaç başarısız denemeden sonra ikimiz de kendimizi soğuk ve nemli betona bıraktık.

Tansu ‘Sanırım buradan tek başımıza çıkamayacağız.’ diyerek telefonuna sarıldı. Ekran kilidini açıp bir şeyler yapmaya başladı. O telefonuyla uğraşırken bende yüzünü daha yakından incelemeye başladım. Güzel gözleri  üç dört saniye de bir uzun ve kıvrık kirpikleri ile örtülüyordu. Soğuktan kızarmış ve çatlamış dudakları Tanrının özel kalıbından çıkmış gibiydi. Elindeki teknoloji harikasına dokunan parmakları incecik, tırnakları uzun ve tıpkı ayakkabıları gibi krem rengi ojelerle boyanmıştı. Gözlerimi ellerinden çekip yine o güzel yüzüne diktim. Kaşlarını çattığını gördüm ve bana dönerek :

— Bu devirde hala telefonun çekmemesi gibi problemlerin yaşanmasına deli oluyorum dedi sesini yükselterek.

Belli ki soğuktan ve benim yaşadığım kan kaybı sebebiyle endişelenmiş ve bu durum onu korkutup hırçınlaştırmıştı. ‘Sanırım sakin olması gereken kişi sadece ben değilmişim.’ deyip gülümsedim.

— Bence rüzgarın hafiflemesini beklemeliyiz sonrasında kapıyı açmayı tekrar deneyebiliriz dedim ve ekledim bu sırada biz de tanışalım Ben Poyraz Malik öğretmenim deyiverdim. Ne o mafya babasıyım dememi mi bekliyordunuz ? Tansu peki sen bu saatte dışarıda ne arıyorsun deyiverdim.

 — Bu gece Afrika’ya uçmak için yola çıkmıştım. Öncesinde bir arkadaşımla buluşmak üzere sahile indim. Buluşacağımız yere yürürken  sesinizi duydum ve yardıma ihtiyacınız vardır diye düşünerek yanınıza koştum dedi.

 Neden? Belki de sizi kandırmak için çığlık atıyormuş gibi yaptım. Bu akşam saatinde neden bilmediğiniz biri için tehlikeye atıyorsunuz ki kendinizi diye sordum.

— Size doktor olduğumu söylemiştim. Ne zaman, nerede ya da kim olduğu fark etmez yardım etmek benim görevim. Dediğiniz gibi olsaydı Afrika’da ne işim olurdu ki! Dünyanın her yerinde bize ihtiyaç var dedi.

 — Demek Afrika’ya gönüllü doktor olarak gideceksiniz dedim. İçimde dedikleri karşısında ufak bir sıcaklık hissettim. Bir kadın kendi hayatını tehlikeye atıp hastalık ve açlığın kol gezdiği bir yere hem de gönüllü gidiyordu. Ne dersin dedi beynim kalbime galiba iyi kadınlarda kalmış bu devirde. Kalbim onaylar gibi olmuştu da aslında ama demiştim ya en başında. Merhamet  ben ve benim gibiler de pek bulunmazdı. O yüzden yaptığım plana sadık kalacaktım. İşaret vermemle odanın penceresinden bana bakan adamlarım içeri girdiler ve Tansu’nun ellerini arkadan kavrayıp kalın bir iple bağladılar. Bana şaşkınlık ve korku içinde bakan boncuk gözlerine gözlerimi diktim ve ona gülümsedim. Gülümsemem onu kızdırmış olacaktı ki bakışları korkudan nefrete dönüşmüştü. Yıllardır içimde, kalbimin en derinlerinde taşıdığım o duygu şimdi karşımdaki kadının gözlerindeydi. Nefretle bana bakan gözlerini benden hiç ayırmadan sordu.

 Bunu neden yapıyorsunuz? Ben size hiçbir şey yapmadım, size yardım etmek isteyenlere böyle mi davranırsınız dedi.

— Üzgün olduğumu söylersem yalan söylemiş olurum Doktor hanım dedim ve ekledim aslına bakarsan Tansu burada geçirdiğimiz bir saat içinde seni tanıdıktan sonra babana pek benzemediğini anladım ama almam gereken bir intikam var.

— Benden intikam alacağınız hiçbir şey yok. Bugüne kadar hiçbir hastamı kaybetmedim. Herhangi bir hastamın yakını da olamazsınız öyle değil mi diye sordu.

 — Bilir misin Doktor hanım bazen insanlardan alabileceğin en iyi intikam kendi canlarına kast etmek değildir. Bazıları için sevdikleri, kendi canından daha kıymetlidir. Akıllı bir adam olduğumu düşünüyorum. Bilmiyorum sen buna katılır mısın ama bunun çok daha etkili olacağını düşündüm. Biliyorum, biliyorum. Ne saçmalıyor bu adam diyorsun anlatacağım merak etme dedim. Elindeki kelepçeden kurtulmaya çalışıp birkaç kez ellerini sinirle sağa sola savurdu. Ancak her ne kadar başarılı bir doktor olsa da o kadar güçlü değildi kelepçelerden kurtulamadı. Ona iyice yaklaştım, bakışlarımı kara gözlerine diktim. ‘’Son nefesini babanın ellerinde veren annemin intikamını eceli ellerimden olacak son nefesine sakladım’’ dedim…

İlgili Makaleler

17 Yorum

  1. Yazının başlığının sizi götürdüğü yer ile okuduktan sonraki bulunduğunuz yer bambaşka oluyor. Harika bir çelişki. İçerik sürükleyici.Anlatım da akıcı.Sizden daha farklı alanlarda yazılar da okumak isterim.( Yazarı tanıyorum arkadaşlar. Kendisini severim komşumuz olur 🙂 Başarılar diliyorum.) Takipte ve takipçiyiz 😀

  2. Kardeşim yine kalemini konuşturmuş,tebrik ederiiim.👏🏻👏🏻👏🏻Ellllerine sağlık,mis gibi olmuş mis. Çok beğendim;hatta büyük bir heyecanla okudum ve devamının gelmesini sabırsızlıkla bekliyorum. Yazmanın şifa vericiliğini bir kez daha duyumsadım kendi âlemimde. “Yazmak şifadır.”Ve’s selâm..

  3. Canım arkadaşım.. Düşüncelerine kalemine sağlık 😊 çok güzel anlatmışsın sonuna gelirken çok heyecanlandım, meraklandım.. Umarım merakımı giderirsin yakın zamandaa 😄 başarılar dileriim ❤️

  4. Öykünüzün oluşum aşamasına tanık olmaktan dolayı büyük mutluluk duyuyorum. Umarım diğer yazılarınızı da okumak şerefine nail olabilirim . Kaleminize kuvvet yolunuz açık olsun efenim .

  5. Aman efendim , akıcılık olsun, duyguların dışavurumu olsun çok beğendiğim bir hikaye oldu. Başarılarının devamını dört gözle bekliyorum. Tebrikler 🙂 <3 Allah yar ve yardımcın olsun…

  6. Kankim harikasın kankim yürüyedur!! Devamı var dimi bunun çok güzel hikaye derinliği.

  7. Çok güzel bir hikaye başlangıcı olmuş devamı var değil mi? Var de lütfen.. Harikasın!

  8. Çok güzeldi beğendim akıcı bi yazı anlamakta güçlük çekmiyor insan .buyuzden devamını bekliyoruz . Kalemine kuvvet başarılar dilerim

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu