EdebiyatHikaye

Mutlu Yüzler Koleksiyonu

Fotoğrafçılık hayatımın dönüm noktası diyebileceğim bir yarışmaya sayılı günler vardı. Oysa ben annemin birkaç yıl önce yeni evime taşındım diye babama dil dökerek aldırmış olduğu koyu kahverengi koltuğun üzerinde oturmuş dakikalardır tavanı seyrediyordum. Yarışmanın sonunda ki büyük ödül sayesinde yıllardır hayalini kurduğum yurt dışı gezilerini yapabilir ve fotoğrafçılığımı daha yukarılara taşıyabilirdim. Geçen yıldan beridir bu yarışmanın hayalini kuruyordum. Ama nedendir bilinmez kendimi tükenmiş hissediyordum. Günlerdir tek bir kare dahi çekmemiştim. Üstelik bir de yarışmaya birkaç yıldır yarışmalardan derece alan bir fotoğrafçı katılıyordu. Sanırım bu da benim motivasyonumu düşünmeme neden oluyordu. Yarışma gereği bir de anlam içeren fotoğraflar olacaktı. Aylardır çekmediğim fotoğraf kalmamıştı ama kimse üzerinde anlam taşıyacak kareler yakalayamadım.

Daldığım derin düşüncelerden ev arkadaşım Büşra’nın sesi ile çıktım.

“Seda, sen bugün fotoğraf çekmeye gitmeyecek miydin?”

Sorduğu soruya göz devirip, uzandığım koltuktan ayaklandım. “Yeni bir fikir bulamadım henüz.”

“Yine mi? Geçen gün aklıma ne geldi. Anadolu’ ya gitmeyi düşündüm mü hiç? Yani hep bu çevre de çekim yapıyorsun.”

Öne sürdüğü sürdüğü fikir güzeldi aslında ama bunu yapabilmek için elimde öyle bir bütçe yoktu.

“Güzel fikir ama bu işi yapmak için yeterli param yok.”

“Sen bunları düşünme. Bir arkadaşım var adı, Aslı. Sana bu konu da yardım edecek.”

Büşra’ nın söyledikleri beni duygulandırmıştı sanırım öncesinde her şeyi ayarlamıştı. Ona minnettardım.

Birkaç gün sonra biletimi alıp Büşra’ nın söylediği adrese doğru yola koyuldum. Otobüs hareket ettiğinde içimde büyük bir heyecan vardı. Yolda giderken şehirler, köyler, yemyeşil ovalar ve dağlar, sıra sıra dizilmiş tepeler. Her şey camın arkasından öylesine güzeldi ki. Neden daha önce biyle bir yolculuğa çıkmadığıma kızıyordum. Otogarda beni Büşra’ nın arkadaşı Aslı karşılayacaktı. İndiğim de endişe edeceğim bir durum yoktu. Bu yüzden kendimi bu güzel manzaranın ve yolculuğun seyrine bıraktım.

Saatler süren yolculuğun arkasından, nihayet otobüs son durağa vardığında oturduğum yerden ayaklandım. Saatler boyunca oturmaktan bacaklarım uyuşmustu.

Otobüsten inip valizimi aldığımda gözlerim Aslı’ yı arıyordu. Az sonra siyah saçlarını at kuyruğu yapmış, sarı tişört, kot pantolon giyen, orta boylu kızı gördüğümde gülümsedim. “Hoş geldin Seda.” , “Hoş buldum.” Kısa bir hoş geldin muhabbetinin ardından valizimi alıp Aslı’ nın arabasına ilerledik.

Yola çıktığımızda hava karanlık olduğu için çevreyi görmüyordum, bu da bende ki nasıl bir yere gittiğimiz konusunda ki merakımı tetikliyordu. Yaklaşık iki saatlik bir yolculuğun ardından iki katlı ve geniş bahçeli bir taş evin önünde durduk. Bahçeden içeri girdiğimizde bizi yaşlı bir çift karşıladı. Bunlar Aslı’ nın anneannesi ve dedesiydi.

Kısa bir sohbetten sonra bahçe de ilerlerken Aslı’ nın teyzesi arkadan göründü. Taş evin basamaklarından çıktığımızda büyük bir balkon vardı. Balkonun ortasında yerel motiflerle dokunmuş bir de halı seriliydi.

Biraz ileride de yuvarlak bir masa ve etrafında sandalyeler vardı. Masanın üzerinde bizim için hazırlanmış yemekler diziliydi. Bu sıcak aile masasında bir kez daha anladım ki Büşra bu konu da haklıydı. Sanırım aradığımı burada bulacaktım.

Ertesi gün güzel bir köy kahvaltısının ardından Aslı ile birlikte kasabayı gezmeye çıktık. Burası tahmin ettiğimden daha büyük bir yerdi. Sıra sıra dizilmiş kavak ve söğütler, hemen arkalarında yükselen tepeler, masmavi gökyüzü ve bahçelerinde meyve ağaçlarıyla dolu yerleşik köy evleri..sanki burada kendimi başka bir dünyanın ortasındaymışım gibi hissediyordum. Uzun zaman şehir de kaldıktan sonra böylesine sakın ve huzurlu bir yere gelmek içimde farklı hislerin ortaya çıkmasını sağladı. Kendimi oldukça huzurlu hissediyordum.

Üstelik yaz ortasında olduğumuzdan masmavi gökyüzünün altında yürümekte ayrı bir güzellik katıyordu.

“İstersen ilk önce tarlalara gidelim. Orada bir dere akıyor eminim sen de seversin.”

Aslı’ nın teklifini kabul edip yola koyulduk, yürürken durup etrafta gördüğüm manzaraları çekiyordum. Evlerin arasından geçip tarlalara giden, kenarlarında ağaçların olduğu, toprak yol boyunca ilerlemeye devam ettik. Yaklaşık yarım saatlik bir yürüyüşten sonra nihayet tarlalara ulaştık. Tarlalarda çalışan insanlar vardı. Burada ki tarlaların çoğunluğu sebzeler ekiliydi. Daha ilerilerde ise buğday tarlaları görünüyordu. Aslı’ nın dediğine göre burası dere kenarına yakın olduğundan genellikle sebze ekmek için kullanılıyormuş.

Oturup bir süre taelada çalışanlarla sohbet ettikten sonra birlikte birkaç fotoğraf çekindik. Daha sonra Aslı beni dere kenarına götürdü. Meyve ağaçlarını ikiye ayıran dere ortada şırıl şırıl akarken öğle güneşinden sakınmak için gidip meyve ağaçlarının gölgesinde oturduk. Ne kadar da güzel bir yerdi. Bugün içimde birçok duyguyu bir arada yaşıyor gibiydim.

“Burayı seveceğini söylemiştim. Kasabaya her yaz gelişimde mutlaka ara sıra buraya uğrarım.”

“Evet, çok güzel, huzur verici bir yer.”

Bir süre öylece oturduktan sonra Aslı’ yı geri de bırakıp dere boyunca fotoğraf çekerek ilerledim. Bugün Aslı’ yı yeterince yorduğum için dinlensin diye onu geri de bıraktım.

Fotoğraf çekerken zamanın nasıl geçtiğini bile anlamadım. Başladığım noktadan epey uzaklaşmıştım sanırım. Durup etrafıma bakındığımda az ileri de bir kız çocuğunun meyve ağaçlarından birisinin tepesine çıkmış parlayan gözlerle hemen ileri de dalda duran parlak kırmızı elmaya uzandığını gördüm. Bu anı ölümsüzleştirmek üzere hemen kamerama asıldım.

Çocuk o kadar masum ve mutlu görünüyordu ki benim de yüzümde tebessüm oluştu. Birkaç poz çektikten sonra elma ağacına doğru ilerledim.

“Merhaba! Elmayı çok seviyorsun sanırım.”

Çocuk ağacın başında ürkek gözlerle bana bakarken onu korkuttuğumu şimdi fark ediyordum.

“Özür dilerim. Seni korkutmak istemedim. En baştan başlayalım. Ben Seda. Seda Bulut. Fotoğrafçıyım. Buraya İstanbul’ dan fotoğraf çekmek için geldim. Seni öyle ağaçta görünce fotoğrafını çekmek istedim.” Dediğimde gozleri boynumda ki kameraya takıldı.

“İstersen sen de bununla fotoğraf çekebilirsin.”

Yüzüne büyük bir tebessüm yerleşirken ağaçtan iek için harekete geçti. Az sonra hemen karşıma geldiğinde nihayet konuşmaya başladı.

“Merhaba! Seda abla benim adım Beyza. Sen de elma ister misin?”

Başımla onayladığımda yüzüne yeniden bir gülümseme yerleştirip elmayı bana uzattı. Elmayı almadan önce bu anı da ölümsüzleştirdim. Elmayı ağızıma götürüp büyük bir ısırık aldım. Tadı oldukça lezzetliydi.

“Biraz oturmak ister misin Beyza? Hem sana fotoğraf çekmeyi de öğretirim.” Dediğimde başını salladı.

Birlikte oturup ona nasıl fotoğraf çekeceğini gösterdim. O durmuş parlayan gözlerle fotoğraf çekerken yedek kameramı çıkarıp ben de onun fotoğrafını çektim. Ne kadar da mutlu görünüyordu. Bu anı bozmamak için kameramı bira kenara bırakıp gözlerimi akan dereye ve meyve ağaçlarına çevirdim. Günlerdir kendimi bu kadar huzurlu hissetmemiştim.

Gözlerimi kapatıp kendimi dere ve hafif esen rüzgarda sallanan yaparakların sesine bıraktım. Tabii Kia cıvıltılarını da unutmamak gerek.

Bu birkaç dakikalık anı bölen şey, Beyza’ nın gülüşleri oldu. Gözlerimi açtığımda elinde kameram bana bakıyordu. Ne için güldüğünü anlamaya çalışırken hemen yanımda beyaz bir köpeğin yattığını fark ettim. Gözlerim mutlulukla açılırken köpeğin başını okşadım. O sıra da Beyza’ da yanıma gelip köpeği sevdi.

“Fotoğraflar çok güzel oldu.”

Beyza’ nın dediğini anlamayıp uzattığı kameraya baktığımda benim az önce ki hallerimi çektiğini gördüm. Fotoğraflar gerçekten de çok güzel görünüyordu.

“Evet, oldukça güzel görünüyorlar. Bu güzel fotoğraflar için teşekkür ederim.”

O gün durup bir süre Beyza ile sohbet ettikten sonra geriye döndüm. Anne ve babası tarlada çalıştığı için gitmesi gerektiğini söyledi. Ona yarın yine buraya gelip gelmeyeceğini sordum. Birlikte iyi bir ikili olmuştuk sanırım. Sonra ki gün Aslı’ ya yalnız gezmek istediğimi söyledim. Gidip Beyza ile vakit geçirmek, onun gözünden dünyayı görmek istiyordum.

Dün geldiğim yolu takip edip Beyza ile karşılaştığım yere geldim. O çoktan gelmiş dün yanımıza gelen köpekle oynuyordu. O, köpeği severken her zaman ki gibi mutluluk dolu gözlerle bakıyordu. Hızla kamerama asılıp birkaç tane fotoğraf çektim. Her şeyde bu kadar mutlu olmayı nasıl başarıyordu?

Nihayetinde bir çocuktu ama sanki Beyza farklıydı. Hayatta mutlu olmayı çok iyi başarıyordu. Beni fark edince kalkıp yanıma geldi. “Seda abla.”, “Bakıyorum da Pamukla iyi anlaşıyorsun.”

Köpeğin adını Pamuk koymuştu. Ara sıra buraya gelirmiş. O’ da bir isim vermeye karar vermiş.

Beyza’ ya selam verdikten sonra sırt çantama koyduğum sandvicleri ve meyve sularını çıkardım. Birini blNeyza’ ya uzattıktan sonra dereye karşı oturduk. Pamuk’ u da unutmamıştım. Yemesi için ona da bir şeyler verdim.

Kısa bir yemek molasının ardından ona fotoğraf yarışmasından bahsettim. Duyunca yüzünde büyük bir tebessüm oluştu. O da bana hayallerinden bahsetti. Bu kasaba dışında başka yerleri görmek, keşfetmek istediğini söyledi. Her yaz bu kasabaya ailesi ile birlikte bu kasabaya tarlada çalışmak için geliyormuş.

O bunları anlatırken aklıma yarışma geldi. Ben de kendime neyi dert ediniyordum. Beyza aksine bunlara karşın oldukça mutluydu. Ufak şeylerden bile büyük mutluluk duyuyordu.

Onu dinlerken gözlerim dolduğunu fark ettim. Ama o tüm bunları anlatırken benim tersime tebessüm ederek anlatıyordu. Yine de bu kasabayı seviyordu. Dolan gözlerimi silip ona kocaman sarıldım. Sonra durup birlikte uzakları seyrettik.

“Seda abla sen nasıl bir şeyler çekeceğini bulamadın değil mi?”

Başımla onu onayladığımda konuşmaya devam etti. “Aklıma bir fikir geldi. Neden insanların mutluluklarını çekmiyorsun?” Verdiği tavsiyeyi başlangıçta anlamadım ama sonra aklıma Beyza’ yı gördüğüm ilk an geldi. Elmayı alırken ne kadar da mutlu görünüyordu. Bu fikir iyi olabilirdi. Zaten yarışmaya az bir zaman kalmıştı. Beyza’ yı da yanıma alıp kasaba da dolaştım. Sokakta çocuklar top oynuyorlardı. Diğer yanda ise ip atlayan kız çocukları vardı. Gidio birkaç fotoğraf çektim.

Birkaç gün boyunca Beyza ile vakit geçirdikten sonra gitme vakti gelmişti. Evdekilere vedalaşıp son olarak Beyza’ nın yanına gittim. Ona hazırladığım hediye kutusunu uzattım. Onun için birkaç küçük hediye almıştım. Bir de birlikte çektiğim fotoğraflardan koymuştum.

“Artık gitmeliyim Beyza. Bu on gün boyunca bana çok iyi arkadaşlık ettin. Üstelik yarışma için de yeni bir fikir verdin. Seni çok özleyeceğim.”

“Ben de seni çok özleyeceğim Seda abla.”

Ona sarıldıktan sonra Aslı beni otogara bıraktı. Eve döndüğümde Büşra’ ya olanları anlattım. Fotoğrafları görünce o da çok beğendi. Şimdi sıra da fotoğraflara bir isim verip göndermek kalmıştı. Bir süre düşündükten sonra ismi bulmuştum. Adı Mutlu Yüzler Koleksiyonu olacaktı.

Mail ile fotoğrafları yarışmaya gönderirken altına da kısaca resimlerin hiakyesinden bahsedip küçük bir not düştüm.

“Küçük bir çocuğun gözünden mutluluğun anahtarı. Mutlu Yüzler Koleksiyonu.”

Şimdi ise sabırla yarışmanın sonucunu beklemek kalıyordu.

Nihayet iki ayın sonunda yarışma sonuçlarının açıklanacağı güne gelmiştik. Baktığımda o ismin yine ilk sıralarda olduğunu gördüm. Kendi ismim var mı diye ararken ilk sırada olduğumu görmek beni bir hayli şaşırtmış ve mutlu etmişti. Böyle bir sonuç beklemediğim için sanırım ismimi fark etmemiştim.

  1. Mutlu Yüzler Koleksiyonu – Seda Bulut.

Bilgisayarın başından kalkıp büyük bir sevinç çığlığı attım.

“Büşra kazandım. Ben kazandım.”

“Ne? Sen ciddi misin? Çok sevindim. Artık hayalini gerçekleştirebileceksin.”

Koşarak Büşra’ ya sarıldığımda tarifsiz bir mutluluk içerisindeydim. Sanırım artık hayallerimin önünde bir engel kalmamıştı. Ödül hem para ödülü hem de bir haftalık yurt dışı gezisiydi. İki türlü fe hayalim gerçek olacaktı. Ödülü aldığımda öylesine mutluydum ki.

Ama sonra aklıma Beyza geldi. Bu ödülü asıl hak eden kişi Beyza idi. Aklıma gelen düşünce ile Beyza’ nın yaşadığı köye gittim. Evini bilmediğim için çevrede ki insanlara sordum. Küçük tek katlı müstakil bir evde kaldığını gördüm. Karşısında beni görünce kısa bir şaşkınlık yaşayıp sonra koşarak bana sarıldı.

“Beyza bak sana ne göstereceğim. Yarışmayı ben kazandım.”

Büyük bir sevinçle bana baktıktan sonra, “Senin için çok mutlu oldum Seda abla hayalin gerçek oldu. Bana da fotoğraf getirir misin oralardan?”

“Fotoğrafı sen bana gönderirsin artık Beyza.”

“Ama ben nasıl göndereyim ki?”

“Söyle ki bu ödül senin hakkın. Senin sayende kazandım ben bu ödülü. Bu yüzden sen almalısın.”

O her zaman mutlulukla dolan gözler şimdi karşımda dolu dolu bana bakıyordu. Kocaman sarılıp teşekkür ettiğinde benim de gözümden birlac damla yaş süzüldü.

Günler sonra Beyza’ dan fotoğraf geldiğinde yüzüme kocaman tebessüm yayıldı. Belki bunun hayalini çok kurmuştum ama ben daha sonra da oraya gidebilirdim. Lakin o bunu gerçekleştiremeyebilirdi. Fotoğraflara mutlulukla baktıktan sonra bilgisayarı kapatmak üzereydim ki ekranım da bir mail daha belirdi.

Mutlu Yüzler koleksiyonunu öğrenen bir yurt dışından bir fotoğrafçı benimle çalışmak istediğini belirten bir mail attığını gördüm. Sanırım şimdi ikimizin de hayali gerçek olmuştu.

İlgili Makaleler

2 Yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu