Edebiyat

Sahne Arkası

 

Sahne hazırlanmış… Seyirciler yerlerini almış, bir uğultu var salonda. Sahneye çıkan merdivenleri çıkıp perde arkasına girdim. Bu arada seyircilerin sesinin arkaya kadar geldiğini fark ettim. Burada bir kalabalık var: Oyuncular. Öyle hızlı atıyor ki her birinin kalbi, odanın havasında bir heyecan var diyebilirsiniz. Hemen hemen herkes hazır oyuna ve sahneye. Ayrıca gerginler de var. Diğer taraftan sahne amiri de başını dizlerinin arasına koymuş oturuyor. Yanındakiler onunla konuşup üzerindeki stresi atması için çabalıyor. En iyisi olması için çabalamış ve çabasının karşılığını alacağı gün gelmiş ama o bir aksilik olmasından endişe ediyor. Hemen yanında bir oyuncu daha var. Siyah deri koltuğa sırtını yaslamış, bacak bacak üstüne atmış uzun saçlı bir erkek oyuncu. Yeşil gözlerinin altına çektiği sürmeyle bir falcı rolünde olabilir diye düşündürür bilmeyen herkesi.

Diğerlerinin tatlı heyecanına rağmen o çok sakin ve rahat; boş bakışlar atıyor etrafa. Onun yanında odada dört dönen, bir yandan da ezberini alan bir oyuncu var. Arada bir de kafasındaki şapkayı çıkarıp iki elinin arasında sıkı sıkı tutuyor. Yaşlandırma makyajı yapılan uzun saçlı biri var. Etrafında iki tane kadın; ikisi de yüzüne yaşlandırma makyajını yapıyor. Kadınlardan birinin kıyafeti öyle asil ve soylu ki önünde diz çöktürür cinsten. Diğer kadının üzerindeyse hemşire kostümü var. Herkese yardım etmeye çalışıyor. Aynı anda birden fazla işe koşuyor.

Bu sırada birden omzuma biri çarptı ve irkildim. Sahne amirlerinden biri daha. Ama bu çok tez canlı, oradan oraya koşturuyor ve asla yerinde durmuyor. Bana omuz attığını da fark etmedi. Sanki bir hayaletmişim gibi hiçbir şey demeden geçip gitti yanımdan, peşine taktığı bir grup insanla birlikte. Koridora açılan bir eşikten geçip ilerledim. Ve işte karşımdaydı. Edilebilecek tüm iltifat ve övgülere layık gördüğüm başrol. Herkesten uzakta bir köşede üstünü başını düzeltiyordu. Gergin ve heyecanlı olsa da bunu yüzüne baktığınızda anlamanız mümkün değildi. Beni fark etmeden yanından geçtim. Sonra makyaj odasına girdiğimde korkunç ve lekeli kostümleriyle iki kadına rastladım. Bir de ağzı yüzü kana bulanmış bir kız ve siyah eteği, beyaz önlüğüyle saçları örgülü bir hizmetçi vardı.

Daha sonra koridor boyunca ilerleyip sağdaki kapıdan tekrar sahne arkasına geçtim.

Bu esnada karşımda görmeyi hiç ummadığım kişileri gördüm: Yönetmenler. Fark edilmeden yanlarından sıyrılıp geçtim. Dekor duvarının hemen arkasında bir kadın oyuncu vardı. Ben daha adım atmadan orda olduğumu hissetmiş gibi bana döndü. Yüzünde şefkatli bir anne gülümsemesi belirdi. Kollarını açıp eliyle gel işareti yaptı. Uzun uzun sarılıp sıkıca elimi tuttu.

Arkamı döndüm, yönetmenim vardı. Elinde bir telsizle son kontrolleri yapıyordu. Gözü, küçük aralıktan baktığı sahnedeydi. Gözlerine bakarak bunun için ne kadar kan ve ter döktüğünü görebilirdiniz. Sonra bana bakıp sıkıca elimi tuttu ve fısıldadı: ‘’Yapabilirsin.’’ Salondaki tüm ışıklar kapandı, müzik girdi. Sonra seyirciler sessizleşti. Nihayet elimde oyuncak bebeğim, oyuncak fincanımla ve müzik olmasaydı duyulmasından endişe edeceğim kalbimin atma sesiyle sahneye adımımı attım…

Dipnot: Karanlıktan Gelen Sır adlı korku temalı tiyatro oyunu geçen sene, Kayseri’de oynanan ilk ve tek korku temalı tiyatro oyunu oldu. 4 kez oynanan bu oyun her defasında seyircinin büyük ilgisiyle karşılandı.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu