DenemeEdebiyat

Anlam

     Uzun zamandır bu konuda yazmayı erteliyorum, aklım karışık, yazma zamanı şu an değil gibi bahaneler ile savuşturup durdum. Şimdi buradayım, masada ve kapağını ellerimle kapladığım defterim önümde.

Evet, yukarıdaki satırları yazdıktan birkaç gün sonra hatta bir hafta (ayrıntısını illa ki yazmalıyım!) sonra devam ediyorum yazmaya. Nedense tekrar tekrar oturup kalktım yazının başında o gün masadan. Üç aydır tek bir kelime kaleme almamış olmanın doluluğu var içimde. Hem neden bir hafta sonra yazdığımı didik didik anlattım mı size sayın okuyucum? Önce büyük bir kararlılıkla başladım sonra yemek saatiydi ve aşağı indim masaya oturdum… Ah okuyucum, yine! Yine başladım bakın! İnsan ne kadar kendini zapt etmek için çabalasa da ansızın anlatma isteği ile yanıyor, gördüğü duyarsızlık karşısında gönlüne küsüyor, susuyor, bekliyor ama hayır! Ne fayda ki? Ne çıkar yol ki? En nihayetinde bu saydamlığın ceremesini de çekmedim değil. Kime ne anlatmam gerekse her ne olursa olsun konuşulan konu hep ayrıntı ve hep anlaşılma derdiyle yoğuruluyor yüreğimde. Sonrası mı? Sayın okuyucum böylesi bir durumun ardından bu denli dikkatli anlatımıma içerliyorum. Zira anladım ki çoğu insana bu fazla geliyor, kimse birbirini dinlemiyor! Ben istiyorum ki her şey yüzeysel kalmasın, insanlar detayları görsün. İncelikler kaybolmasın. Bazı şeyler detaylarda gizlidir, onu görmeden hüküm verilmesin. Örneğin bir meczup yol sorsa cevap verip işin bitince de yoluna devam mı edersin yoksa ellerinin titrediğini görünce senin de kalbin titrer mi? Ah! Yüzeysellik bazen beni çok ürkütüyor. Git gide anlamsızlaşma çukuruna sürüklenen bu ahir zamanın alışılması gereken bir durum mudur? Goethe’nin “Genç Werther’in Acıları” adlı eserinden iki cümle: “İçimden beynimi dağıtmak, göğsümü parçalamak geliyor. İnsanların birbirleri için ne kadar az anlamı var!” İşte bu iki cümleyi tercümanım sayıyorum. Bu arada akşam kazara elimi yaraladığım için yazı şeklim biraz tuhaf görülebilir. Şimdi vakit gece yarısı, bir dakika zaten muntazam bir yazı şeklim yok hatta bir keresinde ortaokuldayken bir öğretmen yazım hakkında birkaç kelime sarf etmişti de gülmüştüm. Hatta… Elbette geç de olsa durduruyorum kendimi şimdi, devam etmeyeyim. Yalnız konuşurken değil gözlem yaparken yahut olağan halde vakit geçirirken de ayrıntıları takip etmeyi sürdürüyorum. Bir insana salt bakarak, duyarak onu anlayamazsın görmeli ve dinlemelisin de. Çünkü insan en çok ayrıntılarında gizlidir. Dostoyevski’ye göre bu durum şöyle izah edilir: “Size yemin ederim her şeyi fazlasıyla anlamak hastalıktır baylar!” Sizce ne kadar makuldür ayrıntı ve ince düşünüşün? Bunca insanın arasında arzı nedir?  Bana göre ayrıntı aslında hem kayboluştur hem de gerçektir. Bilmiyorum aslında sayın okuyucum. Yüzeyselliği ve basit düşünmeyi çok uzun zaman önce kaybettim. Yeri geldi ki en büyük zararı ince düşündüğüm için ben verdim ruhuma! Dimağım sürekli işleyen sakinlemek nedir bilmeyen küçüklü büyüklü sayısız çarktan oluşuyor ama hiç de dinç değil! Çünkü önü alınamaz bir boyuta geçtim ve gerisin geri ne kadar istesen de o eski -beynin dinç, sağlam hafızalı- hali geri gelmiyor.

    İnsan olmanın sonu yok! Sayın okuyucum; dehlizlerde içerilerde bir yerlerde başka bir hayat var. Zamansız, mekansız ve hatta şahıssız. Yalnız düşünce var, yalnız anlam ve kargaşası, yalnız bulantı ve hepsi de ordu! Yalnız ve yalnız değil!

İlgili Makaleler

3 Yorum

  1. Duygularınızı, dolmuşluğunuzu yazınıza o kadar güzel aktarmışsınız ki bayıldım. Özellikle “İnsan olmanın sonu yok! Sayın okuyucum; dehlizlerde içerilerde bir yerlerde başka bir hayat var. Zamansız, mekansız ve hatta şahıssız. Yalnız düşünce var, yalnız anlam ve kargaşası, yalnız bulantı ve hepsi de ordu! Yalnız ve yalnız değil” dediğiniz kısma bu hayata sıkışıp kalmış o kadar çok insan tanıdım ki oradan çıkamayan…

    1. Bir kalbe girebilmiş olmanın yoruma değer bir yazı çıkarabilmiş olmanın gururu içerisindeyim. Güzel görüşünüz için bunu bana layık gördüğünüz için çok teşekkür ederim…

      1. Kalplere girmek çok kolaydır ama kalptten düşmeye gör. Bir daha istesende aynı kalbe giremezsin.
        Tıpkı eski ama mistik görünümlü evlerin bir daha yeni olmaması gibi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu