EdebiyatHikaye

“Öz” Yolunda

-Derdiniz neydi efendim?

“Neresinden tutsam, sohbete nereden başlasam?” diye düşünmeye başladı. Uzunca bir yolu birlikte gideceklerdi. Anlatmaya koyulmalıydı bir an önce.

-Mutlu olamıyorum, dedi gözlerini ellerinin üstünde gezdirerek.

Mutlu olmak için neye ihtiyacım var onu bile bilmiyorum. Mutluluk dediğim her şeyin bir kaçış olduğunu gördüğüm gün kendimi yargılamaya başlamıştım. Yalnızlık bana mutluluk getirmiyordu. Oysa en sevdiğim şeylerden biriydi yalnız olmak. Olabiliyor muydum -Hayır. İşte mutluluğu aradığım yerler beni benden çıkarıyordu. Benliğimi onlarca insanın bedeninde birer parça mı bırakıyordum? Bilmiyordum. Yaradan’a yalvarıyordum, neydi almam gereken ders? Kendime artık kendim gibi davranmam gerek-ti. İnsanlara yorduğum her dakikamı belki de kendime verdiğim bir zarar olarak görmeliydim ne dersin?

-Bir şey diyemiyorum efendim.

-Haklısın ben de diyemiyorum ki, insanlara yorduğum vakitlerim ardından güzel sonuçlar elde ediyordum elbette ve bu bana mutluluk getiriyordu. Böyle mi düşünmek gerek-ti?

-Hayır, hayır efendim. Bunlar mutluluk değil, ekileni biçmek. Sizin mutluluk tanımınız çok yanlış. Ne demiştik başta insan mutluluğu kendinde aramalı değil mi?

-Bulsam sence dağılır mıydım etrafa, saçılır mıydı yüreğim bin parçaya? Farklı ve özel bir insan olduğumu düşündüm hep, vardır ya hep bir ince tarafı olan insanlar, işte biri de bendim. Değerli hissetmeliydim çünkü sevmenin ve sevilmenin bu evrende ne büyük bir nimet olduğunu biliyordum.

Yola bakan gözleri ardından tek bir soru kemiriyordu içini:

“Biliyor muydum sahi? Bilsem sevilmek için kendimi geri çekip, insanların o anlarda ihtiyacım olduğunu anlayıp beni sormasını bekler miydim?”

Uzun bir sessizlik hâkimdi.

-Sevilmek yetiyorsa efendim, nedir bu kadar adınızın kazınmasını istediğiniz yerlere hücumunuz?

-Çok doğru dedin, bunu hep düşündüm. Sanıyorum ben ölçü koyamıyorum, bir şeyi hissettiğimde en şiddetlisini, bir yere gittiğimde….

-Durun efendim gelmez bunun sonu. Peki sizi siz yapan nedir bilir misiniz?

-Beni ben yapan mı?

Yeniden gözleri yola çevrildi. Ne diyecekti şimdi? İşte tüm soruların ardından:

-Ben yoruldum, dedi.

-Nereye efendim daha yolun başındayız.

-Ne kolay söyleniyor değil mi? ‘Yolun başındasın’ Oysa bilinir mi yaşanılanlar? Geçirdiğiniz vaktin süresi mi bıraktıkları mı daha değerli, bunu tartışmaya süremiyorum bile.

-Yanlış anlamazsanız.. Bu dedikleriniz bana biraz basit geliyor efendim.

-Haklısın, kime dediysem “geçecek” dedi. Ama insanı kendisinden iyi kimse tanıyamaz. Bakma sen benim tebessümler saçtığıma, kimse o bırakılan derin yarayı görmez. Görsünler diye açarım her anımı. Ama bilemedim, görüp mü yüz çevirirler? Oysa biliyorum hatamı, tüm benliğimi bir insana ya da birkaçına yüklemek çok saçma. İşte sınırım yok! Bilmiyorum ne kadarını anlatmalıyım.

-Çok şikayet ediyorsunuz!

-Şükür de ediyorum, elbette güzel şeyler de oluyor.

-O kadar benliğinizin kayboluşuyla ilgili konuşuyorsunuz ki anlayamadım güzel bir şeyler oluyor mu?

-“Benliğimi kaybetmek” mi? Bu olamaz. Bana yakışmaz. Çünkü ben bensizliğimle Yaradan’a nasıl yalvarırım. Hayır hayır! Bensizliğimle kim bana yardım eder? Ben benliğim içinde huzursuzum yalnızca. “Öz” hep bilindik.

-Bu kadar mı efendim?

-Biter mi bu ömür yolunda anlatılacaklar. Şimdilik bitkinim. Hoşça kal!

İlgili Makaleler

2 Yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu