DenemeEdebiyat

Stephen Hawking’in Partisine – 2

Ref-Z’nin ağabeyi onun kaçtığını geçide adımını atmadan fark etti. Arkasında dondurulmuş iki robot askerin olduğunu görünce çok sinirlendi. Burnundan soluyarak geri döndü üniversiteye. Parti kapısına vardı ve içeri girmeden kardeşinin ve Profesör Hawking’in bir masanın başında yalnız başlarına konuştuklarını gördü. İçeride balonlar, parti şapkaları, yiyecek ve içecekler bulunuyordu. Yarı aydınlatılmış bir salondu. Gölgeleri uzundu , dışarıdan gelen ışık ikisinin de yüzünü aydınlatıyordu. Gözlerini etraftan ayırıp onlara baktı . Ref-Z ağabeyinin geldiğini fark edip ona döndü. Tartışma çıkararak Hawking’i tedirgin etmek istemedi. Gülümseyerek : “Hoşgeldin.” diyebildi yalnızca. Ref-C içeri bir adım attı. Hawking bu adım sesiyle sandalyesini ona doğru çevirdi.

Ekranında : “Hoşgeldin zaman yolcusu. Ben Stephen, seninle tanışmak büyük bir onur.” yazısı belirdi. Ref-C , adını ve yüzünü her gün gördüğü ama asla kendisiyle birebir tanışma fırsatı edinememiş olduğu birini karşısında gördüğünde öncesinde söylediği ve düşündüğü her şeyi unutuverdi. Geldikleri zamanda her çocuk onun hikayesinden benzersiz dersler çıkarırdı. Her çocuk onun başarılarına imrenir onu idol bellerdi. Gelmiş, geçmiş ve gelecekteki en harika fizik profesörüydü onlara göre.

 Onunla resmen tanışmış olmanın ona bu kadar karın ağrısı ve mide bulantısı getireceğini tahmin edememişti. Bir şey söyleyemeden arkasını dönüp koşarak odadan çıktı ve kenara kustu. Ağzını temizleyip tekrar içeri girdi. Ref-Z bir kağıt çıkarmış profesöre gösteriyordu. Gelişmiş fiziğin temel dallarını anlatıyordu . Yanlarına gelip bir sandalye çekti. O da sohbete katıldı. Hawking’in en iyi şekilde anlaması için onun sorduğu her soruya en doğru şekilde cevap vermeye çalıştı. Hawking, inanılmaz zekiydi anlatılanları yeni öğreniyor hatta birçoğunu daha önce öngörmemiş bile olmasına rağmen anlayabiliyordu. Temel bilgilerin yer aldığı kitapçığı Ref-Z, Hawking’e uzattı. Kitap 2000’ler için çok üst düzey bilgiler içeriyordu. Ağabeyi ile göz göze geldiler. Ağabeyinin içinde hâlâ yer edinen bir tedirginlik vardı. İkisi de bir şey demeden önlerine döndüler. Ref-Z sırada zaman makinesini nasıl yaptıklarını anlatmak istedi. İçi dışından daha büyük olan cebinden bir kitapçık daha çıkardı.

Üzerinde : “En güzel gün doğumları,  en karanlık gecelerin peşi sıra gelir.” yazıyordu. Hawking sözün neden burada yazdığını sordu. Ref-Z cevap olarak çok fazla kayıp verilen bir savaştan sonra savaş ganimeti olarak aldıkları ve yeni tanıştıkları bir element sayesinde bu zaman makinesini inşaa edebildiklerini söyledi. Element, ışık yılı ile 1 milyon  yıl uzaklıkta bulunan uzak galaksilerden geliyormuş dedi.  Yaklaşık 778 milyon insanın can verdiği uygarlıklar arası bir savaş olduğunu söyleyerek yıllarca yas tutulduğundan da bahsetti. Ref-Z ağabeyine baktı utanarak. Ref-C de en az onun kadar utanıyordu. Bin yıl sonra bile savaşmalarının nedeni ırkçılık mıydı gerçekten. İnsanlar ve diğer bilinen uygarlıklar. Tek dertleri sonsuz uzayı paylaşamamış olmalarıydı. Herkese yetecek kadar yer varken birbirlerini kıskanarak bir savaş başlatmış neredeyse soylarını tehlikeye atacak kadar çok kayıp vermişlerdi. Hawking bu anlatılanlara cevap vermedi. Merhametli insanların anlayamayacağı kadar körleşmiş insanların kıskançlığının sonucuydu savaş. 
      

“Nasıl yapıldığını öğrenmek istemiyorum.” diyerek sandalyesini geri çekti. Kardeşler yine şaşkın şaşkın birbirlerine baktılar. “Bu bilgi sizin daha iyi bileceğiniz hatta belki de çoktan deneyimlediğiniz üzere yeni ve tehlikeli paradokslar açabilir. Ekibim ve ben bu zaman makinesini yapmayı başardığımızda sizi asla ziyarete gelemeyeceğiz öyle değil mi?” diye sordu Hawking. Yalnızca kardeşler değil, tanıdıkları ve bu işte çalışmış herkes de muhtemelen varolmayacaktı. Zaman makinesi 2009’da Cambridge Üniversitesinde bulunursa zaman çizgisi değişecek ve hiçbir paralel evrende 3050 yılında bulunmamış olacaktı. Bunun için de o işe dahil olan herkesin zamandan silinmiş olması gerekiyordu. Daha önceden çokça paradoks teorisi dersi dinlemiş olan kardeşler , muhtemel gerçeğin farkındalardı. Ref-C , profesörün sorusunu onayladı başıyla. Prof. Hawking birkaç dakika hiçbir şey söylemedi. Odada sessizlik oldu , kardeşler de bir şey diyemedi. Sonunda profesörün ekranında belirdi yazılar: “Buraya geldiğinizden kimseye bahsetmeyeceğim. Tek istediğim bunu görmekti. Gerisinin önemi yok.” 
     

Ref-C ayağa kalkıp kardeşine baktı. Elini beyaz üniformasının cebine atıp avuç içi kadar,  krem rengi , pürüzsüz bir top çıkardı. Topu tuttuğu kolunu yukarı kaldırıp oradan aşağı bıraktı. Topun yere değmesi ile etrafına dalgalar halinde mavi ışıklar yayıldı. Işık dalgaları bulundukları odanın görüntüsünü değiştirerek onları modern gökdelenlerin bulunduğu, gökyüzünün gri olduğu,  güneşin  yakın ama az yaktığı bir yerin görüntüsünü getirdi. Oraya resmen gitmemişlerdi. Sadece beş duyu organları hissedebilecekleri bir simülasyonun içindelerdi. Oturmakta oldukları masa da onlarla birlikte gelmişti. Ref-Z masadan kalktı. “Ev.” dedi etrafına bakarken . Stephen Hawking ise daha önce görmediği bu yeri daha iyi incelemek için sandalyesini döndürmeye başlamıştı bile. Toprak zemin tekerleklerini kirletmiyordu. Son teknolojiydi ve aynı bu yer ıssızdı. Şehire yaklaşık 10 kilometre uzaklıkta bir arazinin üzerinde olmalarına rağmen gökdelenler sanki hemen yanınızdaymış gibi yakın görünüyordu size. Şehrin dışındaki hava sisliyken içerisi temiz görünüyordu. Hatta gözlerinizi biraz kısıp daha dikkatli bakarsanız hava kaykayı yapan bir sürü çocuğu görebilirdiniz. Gökyüzünde hiç kuş yoktu ama birçok çocuk vardı. Uçan arabalar ise tarih olmuştu çoktan. Artık ulaşım daha ekonomik ve çevre dostu olan şehir altı süper tüneller ile şehrin bir ucundan öbür ucuna dakikalar içinde gerçekleşiyordu. Çocuklar dışında sokakta birini bulabilmek mümkün değildi. Onların güvenle oyun oynayabilmesi ve kendilerini geliştirecek egzersizleri yapabilmesi için 25 yaş üstü kimsenin dışarı çıkmasına izin verilmiyordu. Sokaklar yalnızca çocuklarındı, tekrar. 
     

Tüm bunları Ref-Z ona anlattıktan sonra yaşadıkları yerin kötü yanları olduğunu da söyledi. Gezegenlerinin yaşlandığı için diğer galaksilerde yeni yaşam yeri aramaya başladıkları artık Samanyolu Galaksi’sinde yaşayamayacakları gibi. Küresel ısınmadan dolayı sular altında kalan Dünya’yı terk etmek zorunda kalmışlardı çoktan. Fakat yaşlanan tek şey gezegenler değildi,  evrenin kendisi de yaşlanıyordu. Hiçbir gezegende Dünya’da kaldıkları kadar uzun zaman kalamayacaklardı. Kolonileşme devri ile dağınık bir düzende yaşamaya başlayacaklarını öngörüyordu gelecek bilimi. Teknolojinin hızla gelişmesiyle gelecek bilimi dalı da kendine yer edinmişti bilim dünyasında. Uzayın kendisi yeni ev olabilir miydi soruları ile birlikte insanlık artık evrimleşerek sert iklim koşullarına dayanıksız hâle geliyordu. Ortalama bir insanın kanındaki metal oranı normalin üstünde iken dengelemek için bağışıklık sistemini düşürecek takviyeler kullanılıyordu. Bu da insanı daha fazla metal daha az insan yapma yoluna götürürken insan ömrünü de kısaltıyordu. Herhangi bir nedenden ötürü doktora giden her 100 kişiden 99’u bu tedavileri olmadan iyileşemiyordu. İnsan ömrü kısalması ise 2000’ler insanı için hayli uzun bir süreyi kastediyor aslında. Hücre ömrünü kat kat arttırarak yaşlanmanın önüne de geçilebilmişti. Örneğin siz kanınızdaki ağır metalden dolayı 200 yaşında ölseniz bile 33 yaşındaki birinin vücuduna sahip olarak ölüyorsunuz. Ve kimse genelde sizin için yas tutmuyor çünkü akrabalık ilişkileriniz çok zayıf. İnsanlar yoğun çalışma temposunda size gündüzlerinde hiç vakit ayıramıyor. Gecenin ise çok küçük bir kısmı size ait. Arkadaşlık ilişkileri 25 yaşına kadar devam ediyor ve sonrasında yoğun iş temposunda buna vakit kalmıyor. Tatilleriniz şehir dışında olmak üzere yılda yalnızca 100 saat . Bunca temponun içinde insanların kafalarını rahatlatmak için gittikleri eğlence mekanları da yine çalıştıkları binaların en üst ve en alt katında bulunuyor. Ama onlar da her zaman açık olmuyor. Mutluluk oranı bu yıl %98 olarak açıklanmış. Herkes (!) halinden memnun .
        

Stephen Hawking ,kardeşlerin anlattıklarından sonra teşekkür etti ve daha fazlasını görmek istemediğini belirtti. Bu anlatılanlardan ve gördüklerinden epey etkilenmiş görünüyordu. Ref-C topu geri yerden aldı ve  salona döndüler.  “Lütfen, kimseye bugünden bahsetmeyin. Yarın davetiyeleri dağıttıktan sonra herkese kimsenin partiye gelmediğini söyleyeceğim. En iyisi bizim için.” dedi. Tekrardan geldikleri için teşekkür etti. Kardeşler onunla tanışmanın büyük bir onur olduğunu söyleyip, teşekkür etti ve salondan ayrıldılar. 
       

Yalnızca 7 saniye sonra Ref-Z koşarak salona girdi.  Hawking, pencereye dönmüştü yüzünü . Koşturma sesini duyunca yüzünü ona döndü. Yanına gelip ona beyaz, yamuk şeklinde bir kart uzattı. “Bu çipi cihazınıza yerleştirmeme izin verirseniz istediğiniz zaman beni arayabileceğiniz bir iletişim ağı oluşturabilirim. Siz istediğinizde de çipi uzaktan imha ederim. Kimsenin haberi olmaz.” dedi. 
       

Ref-C kardeşinin ne yaptığını merak edip peşinden geldi.  Kapıdan içeri girdiğinde Ref-Z’nin suratında bir tebessüm, ona doğru gelmekte olduğunu gördü. Bir eli de cebindeydi. Birlikte dışarı çıktılar . Üniversitenin kapısından çıkarken ağabeyi ona içeride bilmediği ne olduğunu sordu. Ref-Z cebinden mavi, yamuk şeklinde bir kart çıkardı “Bak kimin numarasını aldım! ” dedi. Ref-C gülümsedi. Geçide varmadan önce durup : “Sence” dedi “Başka kimi ziyarete gidebiliriz?” Ref-Z bu soruyu hiç beklemiyordu ağabeyinden. İkisinin de ağzı kulaklarına vardı. “Bu sefer bizi asla beklemeyen birini.” dedi Ref-Z. 

İlgili Makaleler

4 Yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu