DenemeEdebiyat

Basit İrdeleyiş

Yorgun argın mısralarını okumaya koyulmuştu. Hep okumazdı, hiç olmaktan korktuğu için. Okumak ona göre zamanla kendine inmekti, indikçe eksilmek, eksikleri bilebilmekti. Buna ne yüreği ne de değişen dünyaya ayak uydurmaya çalışan ruhu dayanabilirdi. 

Mısraları bitmeden birden kapı çaldı, mısralara gömülen ruhu kalkamadı ama bedeni kapıyı açmaya çoktan koyulmuştu. Kapıyı açmadan önce ufak bir göz ucuyla kapı deliğinden baktı. Tanımıyordu bu sûreti. 

Açtı. 

Ufacık bir çocuktu gelen. Buyur evladım dedi yarısı mısralarda kalan titrek ses tonuyla. Çocuk elindeki gazeteyi uzattı, “Neden getirdin?” sorusuna sırt çevirirmişçesine uzaklaştı.

Bir süre cevap vermediği için anlamlandıramayan yazar, birden düşüncelerinin üzerinden geçti: “Belki de nedeni olmayan bir eylemdi. Her şeyin bir nedeni mi olmalıydı?”

Ama yeni dünyada “neden beklentisi” üzerimize yapışmış etiketlerden biriydi. Oysa unutuyordu, insanoğlu bu, istediği her yerde olabiliyor muydu? Ve büyük bir hayal kırıklığı yaşadı ardından. Mısraların başına geçince ruhunun çekilmişliğini hissetti. Beklenti idi belki de tüm mesele. Tıpkı hayat gibi. Tüm nedenler ve beklentiler altından, giden çocuğun ardından şu soru doğuyordu: “Olanla yitinmeli mi yoksa arzu yönünde çevirebilmeli mi?” Bir bakıma “Mücadele mi kabul ediş mi?” sorgusu idi bu. Tüm bunlar yazar ve derinlikleri altından basit bir olayı ruha dayandıran düşünceler sisteminden gelişen hayalî cümlelerdi.

Ve yazar, ardından şu mısrayı çıkardı ruhunu gömdükleri içinden:

“Beklentiler, çürütür ruhu.” 

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu