Üst İnsan’ın Peşinde: Nietzsche ve Zerdüşt

Böyle Buyurdu Zerdüşt, Nietzsche‘nin, ilk yayımlanma tarihi 1871 olan ve kendisinin deyimiyle “yazılmış en derin eser”i olan kitabıdır. Zerdüşt, felsefî olarak incelendiğinde bana göre de çok derin anlamları olan bir kitap. Hem içerik hem biçim açısından diğer klasik felsefe kitaplarından ayrılıyor. Yer yer şiirsel bir dille, yer yer sert bir üslupla yazılmıştır.
Nietzsche‘nin bir arayışı var ve bunu şu şekillerden biriyle yapmak istiyor gibi: bir tanrı, bir peygamber ya da üst bir varlık. Hatta Hz. İsa. Bu varlık, noksanlıklardan azat edilmiştir; yani kusursuzdur. Aslında kusursuz değildir. Kendiyle çelişir. Arayışı uzun sürer. Ne aradığını iyi bilir. Aradığını bulduğunu sanır. Ama bu buluş, bir tamamlanma değil; belki de yeni bir sorunun başlangıcıdır.
Bu varlık kendine Zerdüşt der. Adı üstünde, dinsizdir ya da tanrıya inanmaz. Ama onun inançları herkesten farklıdır. Belki gerçekten farklıdır. Belki de öyle olması gerektiğini hissettirmek istiyordur. İnançsız gibi görünse de aslında kendi iç dünyasında bir sistem kurmuştur.
Varlığın varlık arayışında yoldaşları, müritleri, soru soranları vardır. Ama bunlar, Zerdüşt‘ün kafasındaki ürünlerdir. O yüzden onlara istediği gibi davranıp istediği her şeyi söyler. Bu figürler, Zerdüşt’ün düşüncelerini şekillendirmesine yardımcı olur.
Nietzsche, asıl pisliğin içimizde olduğunu bilir. İçimizdeki pislikleri dışarı güzel bir şekilde çıkarmaktan bahseder. Üst insan olmanın da gerekliliğini tam olarak buna bağlar. Kitabın konusu da zaten bu insanı ortaya çıkarmamız için bir çaba sarf etmemiz gerektiğidir. Üst insan ortaya çıktığında ise toplumsal ahlak olarak da üste çıkacağımızı dile getirir. Nietzsche’nin felsefî görüşü de bu kitaptan bağımsız olarak, üst insana ulaşma çabası olarak gösterilebilir.
Zerdüşt bir arayış içinde, ancak Zerdüşt‘ün arayışı son bulduğunda gerçekten aradığı o mudur? Belki de kitap, bu sorunun cevabını asla tam olarak veremeyecektir.



