DenemeEdebiyat

Bilinmezlik

İnsanın bir şeyler yaşaması ve bu duyguyu adlandıramaması ne kadar da zormuş. Bilmiyordum. Yeni öğrendim, saçma bir şekilde öğrendiğime memnunum. Hangi olayların hangi olaylara gebe alacağını çözememek çok büyük bir gizem. Ve hayatı zevkli hale getiren kesinlikle bu. Her an, her saniye olan bir şey belki bir ay belki bir sene sonraki olayı doğurması ne muazzam ama. Gayet samimi bir şekilde söylüyorum ki bilinmezliğin muazzamlığı beni büyülüyor. Aslında bakarsanız kendimce çok planlı bir insanım ya da insandım demeliyim. Her şeyden haberim olsun, program dışına çıkılmasın diyecek kadar takıntılı değildim evet ama işler yolunda gitmeyince rayına oturtmak için tüm benliğimle o treni sırtlanırdım. Ama fark ettim ki rayından çıkıp gittiği yol belki de dünyanın en güzel yolu, fakat ben o kadar oturtmakla ilgileniyorum ki yolun ahenkine kapılamıyordum. Sonra ne yaptım biliyor musunuz?
Bıraktım. O treni sırtlamayı, rayımı bulmayı, bir şeyleri düzeltmeyi bıraktım. Ne kadar korkunç bir şey benim için aslında. İlk yaptığımda sımsıkı yumdum gözlerimi. Sanki her şeyi boş vermemiş gibi düşünmeye çalıştım. Ama merak göz kapaklarımı gıdıkladı. Yavaş yavaş araladığımda ise gördüm. O mükemmel yolu. Daha önce görmediğim, planlamadığım yerlerden geçtim. İlk yabancıladım biraz. Ama sonra bakışlarım yumuşadı. İstediğim buymuş meğer. Gülümsedim ama bu içten bir gülüştü. Planların hepsini tamamladım eminim gülüşü değildi. Sadece bir gülücük. Havada asılı kalacak ve başkasını gülüşüne değecek kadar samimi bir gülüş. Öyleydi kalıyordu tüm duygularımız bu hava denilen illette. Bir nefesle üzüntümüzü atarken düşünmüyoruz başkasının soluyacağını. Bunlar aklıma geldikçe hep bir gülümsemeyi havaya bırakırım. İhtiyacı olan biri bu yoldan geçer diye.
Yolun verdiği ihtişam, özgürlükle sanıyor musunuz sonunu düşünmedim. Düşündüm. Bitecekti bir yerde ya da duracaktım bir durakta inecektim. Veyahut da hiç inmez rayların bitişini beklerdim toprak olurdum. Her birimizin olacağı gibi. Bilmiyorum. Bu da işin en güzel kısmı. Bilmiyorum, birazdan gülmekten mi ağlayacağım kederden mi? Kim bilebilir ki? Diyorum ya muazzam bir şey zaman denilen kavram. Var ama aslında her an yok. Yok belki de ama her an var olabilir. Bilmemek, ve bu bilinmezliği çözmek bana cesaret veriyor. İlk çözeceğim silüet aynadan bana bakıyor. Onu çözemezsem diğerlerine cesaret edemem. Etmemeliyim. Yoksa her an bir kördüğümün küçümsemeli bakışı ve gülüşüyle ezilebilirim. Tamam planları kenara atıp bağımsızlığı seçmiş biri olabilirim ama bu yolu kör bir kördüğüme kendime güldürmek için çıkmadım.
Neden çıktım peki? İşte aslında bu da bir soru. Ama cevabı net sayılabilecek kadar muamma. Bilmiyorum. Neden çıktığımı bu yola? Neden rayımdan saptığımı? Bilmiyorum. Eskiden olsa bu “Bilmiyorum” kelimesi canımı acıtır, sünger misali sıkar sıkar bırakırdı. Şimdi iste gamzelerime boy göstertecek kadar büyük bir gülüşle kendini sunuyor. Polyanna mı oluyorum? Belki evet belki hayır. Delirdim mi ? muhtemelen evet ama delirmeyen kaç kişi kaldı ki. Hadi ama modası geçti. Delirmek modası daha fiyakalı.
Kısacası ben zaman treninde kendime bir koltuk buldum, pek rahat diyemem ama kendi yerimi de vermem. Son durağım gelene kadar o koltukta oturacağım. Yan koltuğumu çantayla doldurmuyorum ki gelip uğrarsınız belki bu yolculuğumda. Ve olurda yanıma gelip oturursanız şunu sorun bana “Hangi durakta ineceksiniz?”. Belki sorduğunuz zaman bilirim yerini ama şu anlık tek cevabım koskoca bir “Bilmiyorum”.

 

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu