DenemeEdebiyat

Sanrı

Kör bir kuyunun dibinde oturuyorum. Bir tarafım yas tutuyor öbür tarafım çiçek açmış mis kokuyor. Karşımda birkaç parça ayna, aynı anda pek çok şey gösteriyor. Bir tarafım gülüyor bir tarafım hıçkırırken. Arkamda bir melodi yankılanıyor en sevdiğim müzik aletinden. Duyduğum bu şey tanıdık bir ürperti yaratıyor hem de ilk kez duymuştan beter, yabancı, soğuk. Taşıdığım ruha fazla hissediyorum ama yalnız kalmaktan korkuyorum yalnız olmadığımı bildiğim halde. Bir tarafımda ayçiçekleri güneşe dönmüş yüzünü, bir tarafım sonsuz bozkır, suya muhtaç bekliyor. Birçok şey görüyorum gözlerim sonsuz karanlığa mahkum bırakılmışken. Her şeyi biliyormuşum gibi bir his var içimde kafamın içi bilgisizlikten, cahillikten pas tutmuş bir haldeyken. Ayna istiyorum içimde bir kadın aynalara küsmüşken. Bir an doğru, bir an yanlış hissediyorum. Kayboldum sanıyorum kendimi bulunduğum yere ait hissederken. Zaman kavramını yitirmişim ama dakika sayıyorum sanki. Bitsin diye feryat ediyorum devam etsin diye dua ederken, neyin bitmesini veya devam etmesini istediğimi dahi bilmezken. Şiddetli bir soğuk hissediyorum kavurucu sıcak derime nüfuz ederken. Onlarca şey düşünüyorum kafam uçsuz, yıldızsız bir gece kadar karanlık ve boşken. Yüzünü hatırlamıyorum derken aklıma geliyorsun. Hiç bitmeyecekmiş gibi gelen bir sevgi hissediyorum içim kin ve nefretle bağırırken. Öylece duruyorum biraz. Hissettiğim üzüntü mü yoksa gizli bir zafer edası mı karar veremiyorum. Neyi kazandığımı veya kaybettiğimi bilmiyorum. Aniden gelen bir dürtü ayağa kalk diyor. Nasıl kalkacağımı düşünüyorum. Aslında yokmuşum gibi hissediyorum, hiç var olmamışım, hiç orda olmamışım. Her yerin zifiri olduğunu fark ediyorum. Ben bakınca mı karardı yoksa en başından karanlıkta mıydım anlam veremiyorum. Karanlık beni ürpertiyor ama karanlıktan korkuyor muyum bilemiyorum. Hem hiçbir şey hissetmiyor, hem de fazla hislerle kendimi çok ağır hissediyorum. Bacaklarım bedenimi değil de düşüncelerimi taşıyamıyor sanki. Yine de ağır ağır yürüyorum. Soğuk zeminin ayaklarımın altında olduğunu bildiğim halde havada süzülüyormuşum gibi geliyor. Sona yaklaşıyorum. Belki de ilk defa bir şeyi tüm gerçekliğiyle görüyorum. Son ne ki? Hangi rüyadan uyanmak ya da hangi acının sona ermesi? Hiçbir sorumun cevabını bilmezken aklıma bir soru daha geliyor. Tüm bunlar gerçek mi? Yaşadıklarım, şüphesiz kafamın içinde yarattığım bir düşünseli. Peki kafamın içinde olması, gerçek olmadığını mı gösteriyor diye soruyorum kendime. Sanırım bu defa cevabı biliyorum.

İlgili Makaleler

Bir Yorum

  1. yeraltını denemelisin, klasik güzel bir tutkudur ama yeraltı bir yaşam tarzıdır. sevgili dostum, sen benim karşı çıkışımın aksine acıyla beslenmeyi hak ediyorsun, kaleminde bunu görmek ya da belirsizliğini hissetmek sana karşı olan düşüncelerimi daha da güçlendiriyor. yeraltı’nın “gamlı prensesi” ya da kim bilir “nazlı güzeli” olursun belki. ama ne yaparsan yap, güzel ve hakkını vererek yapacağını biliyorum. kalemine sağlık senin kadar güzel, kusurlu ve samimi bir yazı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu