DenemeEdebiyat

Acı Mektup

Anlamadım

Anlayamadım.

Benim adım “Beyaz adam.”

Ilık bir bahar akşamı iğde ağacının gölgesinde uzanırken düşlerimi bulutlara çizmenin ne demek olduğunu,

Hapşurtan polenleri soluyabilmenin özgürlük olduğunu,

Meyvesini üzerime silerek yiyebilmenin ne kadar içten olduğunu,

Anlayamadım.

Yapraklarını tek tek koparıp seviyor sevmiyor oynadığım papatyalardan yapılmış tacı takarak doğanın gerçek kraliçesi olduğumu,

Sümbülün dünyanın en güzel parfümü olduğunu,

Aldığım her nefesin bir emanet olduğunu,

Anlayamadım.

Balkonumda ki saksıda yetişen minik çileklerin aslında toz pembe bir hayal olduğunu,

Her sabah dikenlerinden öperek uyandırdığım kaktüsümün geceleri mışıl mışıl uyuyayım diye bana en sevdiğim ninniyi söylediğini,

Anlayamadım.

Kazara çarparak onu her devirdiğimde farklı bir yerinden filiz veriyordu.

Sanki bana “Bittiği yerden yeniden başla herkese ve her şeye inat! “ diyordu.

Küçümseyerek üzerine bastığım her karınca ölmüyordu; aslında ölen benim aciz gördüğüm her varlığa zarar verebileceğini zanneden vicdanımdı.

Aksine o küçük karınca öyle büyüktü ki can verdiğinde bile bir başkasına can oluyordu.

Bense hiçbirini anlayamamıştım.

Tanıştırayım ben;

“Beyaz adam”

Kendini tabiatın varisi zanneden yaktıkça yakan yıktıkça yıkan bir beyaz adam,

Neden yakmayayım ya da neden yıkmayayım ki?

Sonuçta yapabiliyorum gücüm yetiyor tüm bunlara değil mi?

Onayladığınızı görür gibiyim yoksa yanılıyor muyum?

Anlayamadım ben,

Kestiğim her bir dalın bana gelecekten uzanan bir el olduğunu.

Gökten her bir damlanın ciğerimi kavuran ateşi söndürmek için düştüğünü.

Belki de sadece sabah annem gibi ıslatarak uyandırmak istiyordur beni.

Bir gün yeşil tercihlerin gri tercihlere galip geleceğini göremiyordum.

Belki de hiç göremeyecektim kestiremiyordum.

Boynuma takıp gezdiğim altını bulmak için tabiatı zehirledikçe siyah gözyaşlarını nehirlere akıttığını,

Çok yakında temiz bir damla su için savaş bile yapılabileceğini,

Anlayamadım.

Onun bana değil benim ona muhtaç olduğumu,

Tüm çığlıklarına kulaklarımı tıkadığımı,

Azın ne kadar da çok olduğunu,

Anlayamadım.

Niye korkayım ki dillendirmekten neticede doğaya yazıyorum bu mektubu.

Ne olsa herkesin gözü kapalı, kulağı tıkalı, dili desen kudreti sandığı aciziyetini anlatmakla meşgul,

O yüzden korkmuyorum.

Bir sen varsın bir de ben “Beyaz adam”

Sevgiyle kal demeden önce mektubumu Kızılderili şef Seattle’a ait sözlerle bitirmek istiyorum.

Vakit geç olsa da belki hala uyumamış, uyuyamamış birileri vardır!

“Son ırmak kuruduğunda, son ağaç yok olduğunda, son balık tutulduğunda; beyaz adam paranın yenmeyen bir şey olduğunu anlayacak.”

İlgili Makaleler

Bir Yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu