DenemeEdebiyat

Kalp Enkazı

Ürkekçe baktım etrafıma. Daha dün girdiğim bakkal, her önünden geçişimde balkondaki çocuklara selam verdiğim ev. Arkadaşlarımla koşuşturduğum park. Mutfağımıza renk katan sebzeleri aldığımız manav. Saatler öncesine kadar içinde mışıl mışıl masumca uyuduğum ev. Ve çocukluğumun, anılarımın geçtiği bu şehir… Neredeydi şimdi bunlar? Enkaz altında kalan emeklerim… Mutluluğum… Hayallerim… Ailem neredeydi? Hiç adil değildi bir sallantı uğruna hayatımı yok eden bu enkazlar.

Zar zor kendimi dışarı attığım evin önünde diz çöktüm. Yerdeki ufalanmaya meyilli duvar kırıntıları ayağıma batsa da kalkmadım oturduğum yerden. Bağıramadım anne diye. Gönlüm el vermedi babamı çağırmaya. Kardeşlerime çağırdığımda ses gelmeme ihtimali düğümledi belki dilimi. Evimin enkazından kaçabilmiştim ama kalbimdeki enkazda sıkışıp kalmıştım. Ağladım, ağladım ama dışımdan akıttığım göz yaşlarıyla içimdeki yangını söndüremedim. Yetmedi göz yaşlarım içimdeki yangını söndürmeye.

Yetmedi gücüm anne diye bağırmaya…Yetmedi dirayetim kalbimde oluşan enkazdan sağ çıkmaya…

Resimler, oyuncaklar, kitaplar, paralar ve kimsesiz çocuklar kaldı enkazdan geriye. Ne önemi vardı şimdi bunların? Anne diye koşup boynuna atlayamayacak biri olmadığı sürece ne anlamı vardı yaşamanın. Ailen, hayatın enkazlar altında kaldıktan sonra ne anlamı vardı kurtulmanın. İnsanlar tek tek gülüyorken, aile denen kavram enkazlar altında yok oluyorken ağlamaktan, yaşamaktan bile utanıyordu insan…

Keşke kepçe olsam diyen güzel kalpli kişiye, keşke kepçe olmayı isteyecek bir dünya inşa etmeseydik demek istiyor insan…

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu