DenemeEdebiyat

Benim Bahanelerim Hep Güzeldir

Ehliyet için neler gerekiyor? İlk olarak teorik bir sınav sonrasında da pratik bir sınava tabi tutuluyoruz. Gerekli mi? Bence evet! Trafiğe çıkıyorsun ve binlerce hayatı, yaşamı tehlikeye sürükleyecek bir güç eline veriliyor. 

Peki başka hangi alanlarla ehliyet gerekmeli? Tekne? Eh aldım tekne ehliyetini de fakat zengin olmayınca pek bir işe yaramıyor. Şemsiye? Kesinlikle evet! O mereti kullanmayı bilmeyen kullanmamalı. Gözümüz günün birinde bir şemsiye magandası yüzünden çıkabilir! Buna katıldığınızı düşünüyorum. Peki, aile olmak için, anne ya da baba olmak için ehliyet verilmeli mi? Bu soruya da evet diyerek üç evetle uğurluyorum sizi. Aslında bakarsanız son “Evet” pek uğurlamama yardımcı olmuyor. Düşününce bir tık acıtıyor. Tamam, tamam bir tık az kalabilir. 

Anaç duygular, kadınlara doğuştan yüklenen bir özellikmiş. Külliyen yalan! Üst sürüm mü bu kardeşim, güncellemesi tamamlanmış telefon gibi olsun. Annelik, anne olmak çok farklı bir seviye bence. Bu annelik fiilen doğurarak olmak zorunda değil tabii ki. Bir çiçeğin annesi de olabilir insan, bir kedinin bir köpeğinde. Ama annesi olabilmeli! 

Ben anne aşıkıyla, dostluğuyla büyüyen bir çocuk olmadım. Ama büyüdüm mü büyüdüm! Belki de büyümedim, büyüyemedim. Çok sevinçli olmam bu sebep kaynaklıysa, kabul edebilirim bu durumu. Ya da bahanem güzel. Benim bahanelerim hep güzel olmuştur zaten. 

“Anneni mi babanı mı seviyorsun?” diye sorduklarında, “Değerler sevgiyle ölçülemez.” demiştim daha 7 yaşındayken. Ya da “Saçlarını annen neden hiç örmüyor?” diye sorduklarında, “Saçıma dokunulmasını sevmiyorum.” demiştim.  İlk regli olup arkadaşlarıma anlattığımda “Annen ne dedi?”  diye sormuşlardı. Bir şey söylememişti. Bir şeyler söylenmesi gerektiğini o zaman anladım. “Anneannem rahatsızlanmış yanına gitti.” demiştim. Söyledim size benim bahanelerim iyidir.

Mesela ben “Karnın aç mı?” sorusunu annelerin sorduğunu çok uzun zaman sonra öğrendim. Karnımın neden hiçbir zaman tam olarak doymadığını o zaman anladım. Anlamanın ardından bir sessizlik oluşur ya insanda sindirmesi için, bende çok oldu bu anlar. Annemin “Annelik ehliyeti” olsaydı bunlar olmazdı. En azından bu şekilde avutuyorum kendimi. Kendi mi de kendi bahanelerimde kandırabiliyorum. Dedim size benim bahanelerim hep güzeldir. 

Tamam, anne kısmını geçtik. Baba olma ehliyeti için anayasada ayrı bir tüzük falan açılması gerekiyor bence. En azından bu olay sadece bizim ev için geçerli olabilir. Babaların parayla olan derdiğini çözdüğüm gün kendimi çok değerli bir insan olarak sunabilirim diye düşünüyorum. Erkekleri anlamak zor diyorsanız bir de babaları anlamaya çalışın, delirmek için yalvarabilirsiniz. Parasını cebine koyduğu an babalık yaptığını düşünmek belki de bize toplumun direttiği bir düşünce biçimidir. Bu toplum olayları beni hep germiştir zaten. Kardeşim birey, yalnız ve tek bir varlıktır, aynı yönde gitmeye zorlamak nedendir?

Sevgiyi gösterememek bir hastalık olarak sayılmalı diye düşünüyorum, siz de hem fikirseniz bir isim bulalım. Siz isimi düşünürken ben bu hastalığa yakalanmış mahzun bireyleri ele alayım. 

Bu kişilerdeki sendrom çok değişik bir şekilde nüksetmektedir. Çocuğuna küçük yaşta hediyeler almaya başlarlar, o yaşta aldığı reaksiyon ve minneti ömrü hayatı boyunca çocuklarından beklerler. Halbuki ilk hediyelerini vermeye başladığı yaş skalası beş, altı falan. Daha sonra hediyelerden tatmin olamayacak şekilde geri dönüşler alınca, hediyeleri büyütmeye başlarlar. Büyür, büyür ama bir şeyler küçülmeye başlar bunu fark etmezler. Ne mi? Çocukların içindeki baba ilgisi.

Çocuklar bu bireylerle uzun bir süre sıcak temasta kalırsa eğer kendilerini nesneleşmiş bir oluşum gibi görmeye başlarlar. Bir otomat gibi. Ver hediyeyi, al bir miktar gülümsemeyi. Bu sebeple bir şey anlatmak ya da paylaşmak istediğinde hep şüpheyle yaklaşır çocuklar. En azından bende öyle oldu. Ya beni anlamazsa? Ya da en kötüsü anlamış gibi rol yapar, derdim olduğu için ertesi gün eve saçma sapan bir hediye ile gelirse? diye korkarlar. Bu tip çocukların sık sık yaşadığı duygu durumlarındandır. Çünkü o çocukların istediği sadece, yanımda birisi var ve o benim babam demektir. Ama bu sendromlu kişiler olayın farkına varmadıklarından, çocuğunun sıkıntısını göz ardı eder. Gençtir geçer derler, her bunları söylediklerinde çocuktaki boşluk daha çok açılır ama fark etmezler.

Bir de bu kişilerin keskin cümleleri, keskin kuralları vardır. O kadar keskin ki bir metre yanına yaklaşamazsın, sivridir çizebilir. Yani demek istediğim sarılarak yumuşatamazsınız bu kişileri. Çünkü sarılmanız baya bir zordur. Yargıları hep sizin üzerinizdendir, kötü hareketleri hep sizinle betimlerler. Yani bu bireylerle yakınsanız eğer “Babam beni dilinden düşürmez ya.” diye havalar atabilirsiniz. Çünkü dilinden düşmezsiniz, her konuştuğunuzda onun gözünden düştüğünüzü sanırsınız. 

Evet, şimdi tedavisine gelecek olursak eğer…öyle bir şey yok. Amansız bir hastalık. Bulaşıcılığı hala net bir araştırmadan geçmese de yakın temasla değil genetik olduğu düşünülmektedir. Bu sebeple DNA’ya vurgun yapmadan bunun pek çözümü olduğunu düşünmüyorum. Bu kişilerin ne DNA’sını ne kimyasını değiştiremeyeceğinizden tedavisi olmayan korkunç bir hastalıktır. 

Hasta yakınları için önerebileceğim tek şey ise; çok fazla takmamak. Ben bu konuda pek iyi bir örnek değilim şayet olsaydım beni örnek alın derdim. Ama benim takmamaya çalıştığım tek şey kafamın üstüne bir hunidir. Aslında bana yakışır huni, bunu ben bir düşüneyim. 

Neyse ne diyorduk, heh ehliyet! Bu kurum ve kuruluşlara, hasta ve yakınlarına bir ehliyet temin edilmesi bizi hayata bağlayabilir. Slogan tarzı bir şey bulsak aslında ehliyete de teşvik için kampanya başlatabiliriz. “Hem kemerleri hem aile bağlarınızı bağlayın, kemer sizi hayata bağlar, bu ehliyet ise ailenize bağlar.” Fena olmadı sanki…baktım da şimdi oldu vallahi. Şimdi bunu onaylatmak için güzel bahaneler bulmam lazım. Çünkü biliyorsunuz ki benim bahanelerim hep güzeldir.

İlgili Makaleler

2 Yorum

  1. Yazına kalbimi bıraktım…. Kalemine sağlık tüm kırılmışlıklarından sarılırım.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu