DenemeEdebiyat

Hiç Duraksamadan…

Yağmurların ıslatsa da yağmadığı, çiçeklerin hiç açmasa da solduğu olur; yüreğinin akordunda bir bozukluk bulmuşsa hele insan… Derdi varsa, başına devrilmiş gibi hissediyorsa dünya… Durmak ister, hayat yanından süratle geçip giderken durmak, durmanın ondan neler götüreceğini bilmeden durmak, durmak, durmak… Ay, denizde dururmuşçasına kırık, uzun uzadıya belki, belki dalından düşen bir elma gibi yuvarlanıp durmak…

Bu duruş, bu alelade bekleyiş o anlarda en doğrusu gelir bize, durdukça yanıldığımızın farkına nasıl varırız bilinmez. Bir kurtarıcı bekleriz, kendimize el olmaktansa gelip biri elimizden tutsun ve devam edelim diye bekleriz. Oyuna alınmamış yahut oyundan çıkarılmış küçük bir çocuk gibi bir kenarda usulca geçip gidenleri seyrederiz. Niye? Ne bir elmayız dünyada ne de artık küçük bir çocuk. Ne dünya ne de hayat durup bizi bekleyecek kadar cömert ve merhametli. Yalnızca nefeslenip devam edecek kadar dursak ya?  

Mevlana’nın da söylediği gibi bütün dertler merdivene benzerler. Öyle ki o dertlerin içinde merdiven de, tırabzan da, basamak da biziz. Oturup beklememiz derdimize dert katmaktan, bizi o acıyla yaşatmaktan hatta belki en sonunda düşürmekten başka bir işe yaramaz. Yalnızca biraz nefeslenecek kadar tutunun, yolunuza bütün güzel duygularınızla, hiç duraksamadan devam edin.

İşte tam da böyle büyüyor insan…

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu