DenemeEdebiyat

İSTİNTAK

Yüzüm kara lekelerin benliği altında tanınmaz bir hâle bürünmüştü. Duygularım hissedilmeyen bir kaderin içinde dönüp duruyorken. Ben, nasıl düşerdim bu diyâra?

Bir kuyuya düşmüş gibi kurtarıcı arayan, yeni bir kitaba başlama heyecanıyla aranan paslanmış bir insandım belki de. İstediğim yerleri tırnaklarımla kazıdığım, görmediklerimin ısrarla içinde kaybolduğum,  kendimi kabul ettirmek için kapılarda benliğim dışında herkesi beklediğim bir zamandaydım. Hepsi bendim. Yaşıyordum böyle ama nasıl? ‘Böyle’nin altındaki parçalı yapbozun bitmeyen parçalarıyla başbaşa, en ortadaki parça boşken düşünüyordum hep. 

Şimdi ne cevap verebilirdi, buraya nasıl düştün diyen birine. Üstelik duygularımın kıyafetlerini giymeden, yalnızlığıma bürünemeden sorulmuştu soru. Bu ne bir zafer ne de bir yenilgi sorusuydu. Bu düpedüz benliğime atılmış yüzümdeki lekelere benzer bir renkti. “Anlayabilir” diyerek gittiğin her kapının sonunda sorguladığın soruların temeli buydu belki de. Sahi ben “bensizliğe” nasıl düşmüştüm? İnsanları severek mi, onları benimseyip hep ödünlerim içinde onları yaşatıp zaaflarımı gizleyemediğim için mi? 

Soru, soru değildi anlaşılan. Çünkü her sorunun bir cevabı olurdu. Ama bana gelen bu sorunun bir cevabı yoktu. Düştüğüm çok yer vardı, bulunmak istediğim ve bunun için çırpındığım. Çok karışıktı kafam, cümlelerim gibi. Hayatımızın akışının bozulduğu bu günlerde bozulan tek benim cümlelerim olsaydı keşke. Bu kötü diye tanımladığım nadide yer belki de zamanın içinde yaşanabilecek en güzel tattı. Hani istediğim zaferler? Hani şiirlerim arasında dağılan sözler? Yanıyorken içim, her şey senin için. Burada olmak için ayak izlerim, ulaştığım yolların üzerinde kalmalıydı; yüreğimin içinde bana göz kırpmalıydı. Üzgünüm ama kendi ayak izlerim yoktu. Yüreğimi kaybettiğimde, yüreğimi aradığım yollara çıkan her bireyin izlerini taşıyordum. Başka bedenler içinde değildim ama ruhların içinde bir parça sevgiyle vardım belki de. Var mıyım sahi?
Bildiğim bir şey var ki, yok olduğumun yanıtı daha çoktu.

Belki de ondan buradayım. “Varım.” dediğim her yerden bir süre sonra yok olduğumdan. Ne insanlara minnet eylemeliydim, ne ayak izlerine. Yalnızca emanet ettiğim “benliğime”. Belki de ben değil yüreğimdi düşen, heh? Bu kadar ağır yükü taşımayı biliyorsa bir yerde kalmayı da biliyordur. Hem insanlarla dolu olan bu yüreğin, bir yerlerde takılı kalması çok olağan bir durum olsa gerek. Sonra… Sonrası yok, verilen cevaplar bu soruyu karşılamıyordu. Tek bir soru yatağa yatıyorken yastığımdan bana bakıyordu: Nerelerdeyim ki ben? 

(*sorgu)

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu