DenemeEdebiyat

Mahalleme Hoş Geldin

Rengarenk hayatımın gri köşesi, hikayeme hoş geldin demiştim en son.

Her hikâyenin de bir başlangıç noktası var elbette. Anne karnından bahsetmeyeceğim bugün. ‘Anne’ hazinesine başka özel bir günde bahsetmek isterim.

 Uzatmayayım…

 Sizi bizim mahalleye götüreceğim bugün. Öyle büyükşehir gibi koca koca binalar yok bizim mahallede. Siteler de yok öyle. En fazla dört kat çıkabiliyorsunuz. Herkesin birbirinin kapısını açabildiği o eski mahallelerden yani…

 Küçük bir bakkalımız var. Vardı…

Kaybedilen tüm güzel değerler gibi onu da kaybettik. Ama o bakkal benim içimde hala kocaman bir yere sahip. Sınırsız çikolata kapımdı bir kere… Mahallemizin bakkalı, mahallenin çocuklarının küçük çikolata sarayıydı desem yeridir. Bir tane Abbas amcamız var. Bakkalcımız. Onun elinde büyüdük hepimiz. Kimimizin babası, kimimizin amcası, kimimizin ise dedesi gibidir. Koruyup kollar her zaman bizi. Abbas amca ile ilgili küçük bir anım var, hazır bu kadar bahsetmişken ona da değinmek isterim. Küçükken çok zayıf bir çocuktum. Zayıf olduğum için göbeği olan insanların, başka insanları yiyebileceğini düşünürdüm. Gülmeyin, gerçekten böyle düşünüyordum. Mesela ben kertenkelelerin de büyüyünce timsah olacağını düşünürdüm. Hayal gücü uçuk ama mantıklı olduğunu savunan bir çocuktum kısacası.

 Neyse konumuza dönelim.

Abbas amcanın da bana göre kocaman bir göbeği vardı. Annem bir gün hastaneye gitmesi gerektiği için beni Abbas amcaya emanet etmişti. İnanır mısınız? Ben bütün gün ‘Abbas amca n’olur beni yeme !?’ diye hıçkıra hıçkıra ağlamıştım. Emekliye ayrıldı tabi. Yaş kemale erince de kapatmak zorunda kaldı bakkalı. Sanki çocukluğumun en güzel hatıralarına indirilmiş gibi indi o kepenk…

 Mahallemizin bir de ağır abisi var, Ferhat abi. Ah! Bir tanısanız çok seversiniz. Gönlü o kadar güzel ki, her zaman herkesin derdine koşar. Bir de ne zaman nereden çıkacağı da belli olmaz. Kan bağı olmadan var olan hepimizin abisi işte.

 Koruyucu meleğimiz, mahallenin köpeğinden de bahsetmeden gidemem bu semalardan. Öyle güzel ki sevmeye bile kıyamıyor insan. Bir tavsiye verecek olursam eğer, şu hayatta illa birisine emanet edecekseniz yüreğinizi, muhakkak bir hayvana açın gönlünüzün tüm kapılarını. İnanın bana asla pişman olmazsınız.

 Az kalsın Hepsi 1 grubumuzu unutuyordum. Bizim mahallenin tontik teyzeleri. Ne zaman bir olay, bir entrika, bir kaos olsa hop bizim altın kızlar orada. Yürüyen mobese kameraları… O yüzden mahallede güvenlik kamerasına gerek duymuyoruz.

 Sahile yakın olduğu için her türlü müzik tarzına da alışık bir mahalle burası. Gündüzleri genelde yabancı pop, akşamları Ferdi TAYFUR, İbrahim TATLISES, Müslüm GÜRSES başlıyor çalmaya. Çok kültürlü bir mahalle yani…

 Kısacası benim yüreği güzel okurum, kocaman Dünya’da küçücük ama bir o kadar büyük yaşamları barındıran bir mahalle burası. Yolunuz düşerse eğer, her kapı size sonuna dek açılır.

 Bu arada, rengarenk hayatımın gri köşesi,

  Mahalleme hoş geldin…

Buket Şanlıtürk

Nefes aldığım sürece, yaşamaya bağlı kalan bir faniyim. Kendi iç dünyamın, dışarıya açılan kapıları misali...

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu