EdebiyatŞiir

“Ha Leyli” İnceleme

Hafız-ı Şirazi (Asıl adı Hace Şemseddin Muhammed) on dördüncü yüzyılda yaşamış İran‘lı şairdir. İran‘ın Şiraz şehrinde 1317 ile 1326 arası bir tarihte doğmuştur. Farsça’nın en büyük şairlerinden biri olduğu kabul edilir. İran tasavvuf şiirinin öncülüğünü yapmıştır. Şiirlerinde gerçeküstü öğeler de bulunur. Hafız-ı Şirazi, fikirlerindeki kuvvet, görüşlerindeki hususiyet ve edasındaki rindlik (Rind, dünya işlerine önem vermeyen kimse, kalender, gönül eri.) bakımından bütün şarkın en lirik şairlerinden biri sayılmış ve şöhreti gün geçtikçe doğuya ve batıya yayılmıştır. Kıymetli şairin bir eseri de vardır ki kalbinize akar ve denizlere tabiidir, hele bir de İran’lı şarkıcı Mahsa Vahdat’ın sesinden dinlerseniz doyamazsınız. Farsça kelimelere Divan Edebiyatı şiirlerimizde de çokça rastlarız ayrıca büyük Divan şairlerimizin kaleminden çıkan bizzat Farsça eserlerimiz de vardır. Şerhlerini incelediğimiz zaman ne kadar derin anlamlar taşıdığını hissedebiliyoruz.

Gelgelelim şimdi sanatçımızın seslendirdiği “Ha Leyli” şarkısına, sözleri belirttiğim gibi şiirden gelmedir ve besteyle buluştuğunda ise insanın kalbini çarptıran, diline dolanan, göz dolduran bir şarkı haline gelmiştir. Biliyoruz ki Divan Edebiyatı’nda meyhane, tasavvufi manada şeyhin makamıdır, bizler de eseri dinlerken adeta bu bağlam içerisinde anlama gücü gösteriyoruz. Buyurunuz kendi dilinden sözlerine bakalım;

el-minnetu- lil-leh ki der-i miyked-i bâz est
zan ru ki mera ber der-e u ruy-i niyaz est
hagigât, nâ mecaz est, der-i miyked-i bâz est
kî-u gessî diraz est
hagigât, nâ mecaz est, der-i miyked-i bâz est
kî-u gessî diraz est

bar-i dîl-i mecnûn-u ham-i tûrri-ye leyli
ha leyli ha leyli ha leyli
bar-i dîl-i mecnûn-u ham-i tûrri-ye leyli
ha leyli ha leyli ha leyli
rûhsâri-yi mahmûd-u kef-i pây-i eyaz est
hagigât, nâ mecaz est, der-i miyked-i bâz est
kî-u gessî diraz est
hagigât, nâ mecaz est, der-i miyked-i bâz est
kî-u gessî diraz est

bar-i dîl-i mecnûn-u ham-i tûrri-ye leyli
ha leyli ha leyli ha leyli
bar-i dîl-i mecnûn-u ham-i tûrri-ye leyli
ha leyli ha leyli ha leyli
rûhsâri-yi mahmûd-u kêf-i pây-i eyaz est
hagigât, nâ mecaz est, der-i miyked-i bâz est
kî-u gessî diraz est
hagigât, nâ mecaz est, der-i miyked-i bâz est
ke in gessî diraz estkî-u gessî diraz est
raz-î ki ber-i gîyr negoftim-u negûyim
raz-î ki ber-i gîyr negoftim-u negûyim

ba dûst begûyim kî-û mahrem-î raz est
ba dûst begûyim kî-û mahrem-î raz est
ba dûst begûyim kî-û mahrem-î raz est
ba dûst begûyim kî-û mahrem-î raz est

Şimdi ise dilimize şerh edilmiş ve açık anlatımlı haline bakalım;

Allaha şükür, meyhane kapısı açık!
Onun kapısına hacetim için geldim
Meyhane kapısı açık,
Ve bu bir mecaz değil, bir hakikattir!
Bu uzun, son bulmayacak bir hikayedir,
Sonu olmayacak, sonu olmayan bir hikayedir
Mecnunun gönlünün gamı, leylanın saç kıvrımında yüklüdür
Mahmut’un (gazneli mahmut) yüzü ayaz’ın ayağının altındadır
(o muhteşem padişah öyle ayaz’ın aşkının büyüklüğüne kapılmış ki yüzünü ayaz’ın ayağının altına sürüyordu)
Ha leyli, ha leyli ha leyli!!
Sırrımızı gayrilere anlatmadık ve anlatmayız
Sırlarımızın mahremimiz olan dost’a anlatırız
Ha leyli, ha leyli ha leyli…

Buraya kadar geldiyseniz; ben yazdım ve siz de okuduysanız sizinle sohbet etmişiz demektir, teşekkür ediyorum ve siz kıymetli okuyucularımı bu eserle başbaşa bırakıyorum, buyurun link efendim… 🙂

https://www.youtube.com/watch?v=RJhzxDgDL28

İlgili Makaleler

4 Yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu