DenemeEdebiyat

Sessiz Dizelerin Acılı Çığlıkları -2-

Ne kadar da bencilleşmişiz. Kendimizden başka hiç kimseyi düşünmediğimiz gibi artık hiçbir şeyi de düşünmüyoruz. Kendimiz bile mükemmel değilken karşımızdakinin mükemmel olmasını bekliyoruz. Zaman geçtikçe gelişen bir toplum olmamız gerekirken zaman geçtikçe cahilleşiyor muyuz ne!? Daha yaşı küçük diye 17 yaşındaki bir gencin düşüncelerini küçümsüyor, yaşadıklarını azarlıyor, yazdıklarını yırtıp atıyorlar. Oysa 30 yaşlarında birçok insanın çocukça davranışlarına kimse bir şey demiyor. Küçücük yaşta olgunlaşan bireyler neden dışlanıyor peki? Oysa dünyanın geleceğini onlara bağlayan da sizler değil misiniz?

Sessiz dizeler acılı çığlıklar bırakacak kalplere. Belki kimse duymayacak yakarışlarını belki de onlarla aynı kadere sahip insanlar keşfedecekler onların yaralarını. Sarmaya çalışan olur mu? Olur tabii. İnsanlar kendi dertlerini çözemez ama aynı derdi başkasında görünce binbir türlü çözüm yolu bulurlar.

Siz bunu okurken ben kaç yaşında olurum bilmiyorum. Beni o yaşıma göre değerlendirmenizi de istemem. Bu satırları 18’ine merdiven dayamış 17 yaşında bir genç kız olarak yazıyorum. Bu dizelerim sizlere. Kaç yaşında olursanız olun; beni nerede, nasıl, ne halde okuyor olursanız olun; ister erken ister geç olsun bunları fark etmek için… Yeter ki, farkında olun. Belki yaşım küçük diye önemsemezsiniz sözlerimi. İşte bütün sorun da burada ya! Siz, siz olun. Hayatı en acı şekilde tecrübe etmiş bir gencin sözlerini göz ardı etmeyin, yazdıklarını yırtıp atmayın ve en önemlisi sakın ola ki her yönden yaralanmış bir gencin duygusuz olduğunu sanmayın.

Bu dizelerimle beni aşağılayan insanlara gönderme yapıp kendimi haklı göstermeye; onlara, sizlere ders vermeye çalıştığımı sanmayın. Benim de duygularım olduğunu unutan insanların olduğu bir toplumda dünyaya gelmiş olmak benim suçum değil. “Bu ergen kimi sevmiş de o kişi onu kırmış ve böyle şeyler yazıyor,” diyorlar benim için. Keşke, ama gerçekten keşke benim de yaşıtlarım gibi, tek derdim “aşk acısı” olsa. Bazen öyle bir noktaya geliyorum ki sadece bu cümle geçiyor aklımdan. “Keşke aşk acısı çeksem de onu büyütsem içimde. Belki o zaman daha katlanılabilir olurdu hayat.”

İnanın bana. Keşke yaşıtlarım gibi “ağır depresyon” şarkıları dediğim arabesk türünü dinleyen, önüne gelene aşık olup sonra da aşk acısı çeken biri olsam. Kendimi övmeye çalışmıyorum, lütfen yanlış anlamayın beni. Ben de sütten çıkmış ak kaşık değilim, kimse mükemmel değildir ki zaten. Ben de dahil olmak üzere, herkesin hataları ve kusurları var. Hatalarından utanmadan, kusurlarını örtmeden yaşayabilmek değil mi doğru olan? Onları gizlemek yerine, yaptıklarımızdan ders alıp bunu herkese göstererek yaşamalıyız. Hayatı ancak bu şekilde öğrenebiliriz. Başkalarının tecrübelerini dinlemek bize hayatı öğretmez. Bir öğretmen bile bütün öğrencilerine bir bilgiyi kusursuz bir şekilde öğretemezken sıradan bir insanın bize hayatı öğretmesini beklemek saçma değil mi?

Herkes aynı şeyleri düşünmek zorunda değil tabii. Umarım ki, kendimi bir nebze olsun anlatabilmişimdir.

İlgili Makaleler

2 Yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu