DenemeEdebiyat

Sessiz Dizelerin Acılı Çığlıkları -1-

Dizelerimin başındayım. Kaç satır susarım bilmiyorum ya da kaç satır konuşurum. Belki sessiz duygularınızın sesi olurum, belki de nefret ettiririm sizi kendimden. Bilmediğim o kadar çok şey var ki… Mesela bu dizelerde size ne anlatacağım? İşte bu yüzden hep sorguluyorum yazar olan beni. Gerçek bir yazar olabilir miyim? Buna uygun muyum, gerekli niteliklere sahip miyim? Bazen tam vazgeçecek gibi oluyorum. Sonra aklıma şu kısacık hayatımda edindiğim tecrübeler geliyor. Hiçbir şeyden vazgeçemeyecek kadar korkak olan ben, yaşam biçimim haline gelmiş yazarlıktan nasıl vazgeçebilirim, diyorum. Birkaç gün ara verebiliyorum en çok. Sonra tekrar kalemi kağıdı alıyorum elime. Şu bomboş hayatımda edecek iki kelam, dile getirecek birkaç cümlem oluyor. Onu da kalemim kağıda döküyor. Bazen ne söylediğimin ne yazdığımın farkında bile olmuyorum. Geriye dönüp okuyunca sözlerimi, ben bile soğuyorum bazen kendimden.

Bilmediğim o kadar çok şey var ki… Mesela onu bilmiyordum ve tabii seni de bilmiyorum. Satırlarıma dökülen saçların hangi renk, gözlerin gökyüzü gibi mi; benim gökyüzüm mü? Mesela neredesin şu an? Ne için yaşıyorsun? Ya da yaşıyor musun?

Eylül’ün 25’i, cuma. Bugün hava güzel. Geceleri biraz soğuk olsa da gün içinde güneş, narin ışınlarıyla insanları ısıtmaktan vazgeçmiyor. Peki, ya kalbi üşüyen insanlar? Onlara ne olacak?… Herkes kırıp kırıp göç ediyor zemini kırık parçalarıyla dolu kalplerden. Birinin ayağına kırık bir kalp parçası batsa da umurunda bile olmayacak. Gitmeye meyillenmiş insanları ne durdurabilir ki?

Soğuk bir akşamı adımlıyorum onunla birlikte. Geri geri mi yürüyoruz yoksa bana mı öyle geliyor? Belki de zaman geri akıyor?

Kendimi tekrar tekrar sorgulamaktan asla vazgeçmiyorum. Kendimi mi sorguluyorum ki? Yoksa etrafımdaki insanları mı? Etrafımda bu kadar insan varken kalbim neden bu denli yalnız?

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu