Edebiyat

Sevmek Konulu Zaman

Uzun solukların arasında duyduğum tek şey insan sesleriydi. Kalabalığın arasında hissettiğim tek şey ise kalp atışlarım. Onlarca insan için zaman akıyorken benim için neden durmuş gibi benimle bir bankta oturuyordu? Gece güneşe kavuşamıyordu. Bankta zamanla göz göze geliyor, utandığım için kendimi geri çekiyordum. 

Eksik bir şeyleri hissedermişçesine sorusunu hemen iletti: 

-Ne eksik? 

Eksik olan neydi, bu zor bir soruydu. İplerimi çözmem beni bir hayli yorabilirdi. Yine kaçmanın verdiği rahatlıkla cevapladım:

-Her şey tam. 

Sesim titredi, yüreğim ağlıyor, zaman ise bunu duyuyordu. Fark ettiğimde bir kez daha gözlerimi kaçırdım, kime ne anlatıyordum? Yalancı olmak mı istiyordum? -Hayır. İçimdeki bu savaşları görür gibi yeniden gözlerime baktı ve: 

-Kabul et dedi.

Düğümlenmiş sözcükleri tutamazdım artık.

-İnsanlar eksik, sevdiklerim neden benimle değil?

Zaman şaşırmıştı bu soruna.

-Nasıl olur da senin gibi ‘his’ üzerine temellerini atmış biri, his yerine bedenleri arar olmuş?

-Hayır! Yanlış anladın. 

‘Sevgi’ diye bağırdım birden gökyüzüne doğru. 

Her şey büyüdükçe farklılaşıyordu. Eskiden aradığım şeydi beden. Şimdi ise bir canı sevmekle başlıyor her şey, yokluğunda da onu sevmekle süregelen. Paylaştıkça çoğalan, arttıkça mutluluk sağlayan bir şeydi bu. Anlatılması zor ama yaşanması bir o kadar kolay. En basitlerinden… Bir kalbi seversin mesela sana çok benzeyen. Bir ruhu seversin, bir gülüşü, bir bakışı seversin seninle dertleşen. Bir çiçeği, kokusunu değil dalında duruşunu. Nicesini… 

Sevgisizlik korkutamazdı beni. Öğrenmiştim artık, yoklukta bile hissetmekti sevmek. Sevgiyi tatmaktı, hissettiğine şükretmek. Bunları öğrenmek biraz vaktimi almış olsa da zamanla ilk sohbet edişimiz değildi bu. Aklıma vura vura kazımıştım belki de şu sözlerini: 

“Sevgi yan yana göz göze olmanın da ötesinde bir şey. Kalp bütün mesafeleri aşar seni bulur. Onu hissettiğin yerdedir sevdiğin. Belki yokluğunda daha güzel sever ve hissedersin. Bunu fark ettiğinde yanında olduğu an kıymet bilir her anı daha güzel yaşarsın. Tüm sevdikleriniz için durum aynı. Bazen hasret kalmak özlemek gerek.”

Sevmenin, özlemenin bir parçası olduğunu öğretmişti bana; özledikçe artan bir sevgiyi. Her şeyin gözle görülmesi yerine, gönüllerin bağlı olduğu o temeller üzerinde, gönül gözleriyle bakmaktı bu. Tüm bağları sıkı sıkıya bağlanmış iki kişinin ruhlarının her türlü birbirini hissedeceği yerdi burası. Elini yüreğine koyduğunda bir atıştı belki de onu hissetmek. Gözlerinin görmediği şeyleri hissetmenin kıymeti buradan doğuyordu elbet. 

Bitmezdi sevgi üzerine kurulacak cümleler. Hayatın en güzel, en doğal hissedişiydi çünkü. Hem çok nadide bir parça hem de çok popüler. “Ama en çok sana yakışıyor.” dedi zaman gözlerime bakarak. Yakışıyor muydu sahi? Beceriyor muydum sevmeyi? 

“Sen daha güzel seversin, fikrimce” diye cevapladım onu. 

Zamanla konuştuğumuz tek yer, yorgun kalbimin ücra köşeleriydi. Ne kalabalık vardı ne kalp atışları. Her şey bir hayaldi. “Hayalin içinde en güzel şeydi, seni hissetmek!”

İçinden geçen binlerce düşüncenin sadece biri dilinin ucundaydı. Sadece biri…

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu