EdebiyatFelsefeHikayeKitap

Acı Gerçekler Ruhları Alır

Bağrışlar, isyanlar, hakaretler tek tek yükseliyordu. Bütün dünya duyuyordu bana denilen onlarca şeyleri. İşte idam edileceğim yere birkaç adımım kalmıştı. Bakışlarım soğuk bir şekilde, ayaklarım ise yere daha sağlam basıyor, başım dik yürüyordum. İnsanoğlu aslında çok yanılıyordu ama diyecek hiçbir şey yoktu artık. Ben söyleyeceklerimi söylemiş olup buraya çıkmıştım. İnsanlar gerçekleri duymaya alışık değillerdi bu yüzden suçlu olmuştum işte bu yüzden idama gidiyordum. Vaktim azalmıştı, saniyeler hızla akıyordu. Ama benim yüzüm de bir gram ne üzüntü ne göz yaşı vardı. Sadece mutluydum birkaç insan sadece benim söylediklerimi anlayıp kendilerine geldikleri içindi bu mutluluğum. Söyleyecek o kadar şey vardı ki ama o sözlere bünyeleri kaldırmazdı o yüzden ben görevi mi yapmıştım. Kendime olan sözü tutmuştum artık benim söylediklerimi anlayanlar da diğer insanların gözlerini açmasına yardım etmeleri lazımdı. İşte gelmiştim idam edileceğim yere ipin önünde duruyordum. Gözlerimi kapayıp derin bir nefes aldım rüzgar bana eşlik ediyordu. O an gözlerimin önünde perde gibi geçti buraya nasıl geldiğim…

BİR ÖNCEKİ GÜNÜN SABAHI

Gözlerim yorgunluktan şişmişti. Bilgisayarımın başında saatlerce makale yazmak ile uğraşıyordum. Aslında bu makalenin amacı insanlara gerçekleri anlatmaktı. Aklımdan geçenleri bir yazı haline getirmem lazımdı sonu ne olursa olsun dünden beri yazmakla uğraşıyordum. Bu makale bütün herkese mail olarak gidecekti. İşte son satırlarımı da yazmıştım. Kahvemde son satırım gibi artık bitmişti. Koltuğumdan yavaşça kalktım yüzümü yıkamak için yorgun bir şekilde lavaboya geldim. Suyu açtığımda elime akmasına izin verdim. Gözlerim aynada ki bana baktı. Çok değişikti aynada ki ben farklıydım çünkü. Aynada ki kişi güçlüydü. Hiçbir şey yaşamamış gibi bakımlı ve gerçek ile sahte arasında ki farkı anlayamayacakları bir tebessümü koymuştu yüzüne. Ama asıl bana baktığımda işler değişiyordu. Çünkü ben kendimi tanıyordum, ben ruhumu tanıyordum. İçim ölmüştü artık ses veremezdi, tepki veremezdi, bağıramaz, gülemez, ağlayamaz, güzel hissedemezdi çünkü ölmüştü. Ruhumun katili insanlardı, ruhumun katili bendim, ruhumun katili herkesti aslında. Başka bir yönden baktığında düşünmekten yorulmuş ve delirmiş bir beynim vardı. Artık kendimi toparlayıp masama doğru yürüdüm. Bilgisayarda yazımın ne kadar uzun olduğunu gördüm ve yazdıklarımı okumaya başladım.

“Aslında bu yazdığım bir mektup ve makale. Kimse beni tanımıyor biliyorum. O yüzden ben Zeze Alese, 20 yaşında ki bir genç kızım. Size burada saçma bir aşk dramı anlatmayacağım. Burada aslında gençlerin nasıl kül olduğunu anlatmak istiyorum. Şu an çevreye ya da yaşadığımız yere bakarsak aslında sanatı, bilimi ve diğer şeyleri öldürmüşlerdi… Dışarı da özgürce dans edemiyoruz garip bakışlara maruz kalıyoruz. Ressam olmak istesek olamıyoruz neden aç kalacağımızı biliyoruz. Meraklı olanlar arkeolog ya da sanat tarihi okusa aç kalacaklarını biliyorlar ve dahası da var ama aç kalmamak için mühendis, doktor, avukat, öğretmen gibi meslekler olmak için bilmediği konuları öğrenmek ile uğraşıyorlardı. Hayallerimizin peşinde koşamıyorduk çünkü imkan yoktu. Biz gençler aslında bir hazineydik ama hazineyi göz göre göre harcamayı tercih ettiler. Mesela kendimden bir örnek vermek istiyorum sizlere. Ben hayallerimi gerçekleştiremeyeceğimi bildiğim zaman ağlamaya başlıyorum ben bunu yaşamak istemezdim aslında ama elden bir şey geliyor mu? HAYIR. Neden ağlamak yerine istediğim o meslekleri olup sabah mutlu kalkamayayım. Ama olması çok zor olaylardan biri bu aslında. Şu an sisteme düşünüyorum her şey sınav bilmediğin bütün konulardan sınav oluyorsun sonra o mesleğini seçiyor. Sınavda hata yapsan bile yanlışla yandın o zaman çünkü o berbat sınav senin geleceğini seçiyor istemesen bile. Aslında hata yanlış eğitilmekten başlıyor. İlkokulu bitirdiğimizde bizleri bir teste sokacaklardı ilgi alanlarımızı bulacaklardı. Mesela biri matematiğe ilgili, bir diğeri bilime, bir diğeri ise sanata diye binlerce gruba ayrılacaktık ve o alanlara göre eğitim alıp üniversiteye ise sınava girmeden o alanın mesleği için dersler vb. şeyler görecektik. Şu an ne var biliyor musunuz? Ders notun iyi ise zekisin eğer ders notların kötü ise tembel ve geri zekalı terimlerini koyuyorlar. Ezbere bildiğin bir şeyi kağıtta kodlamak zekilik değildir. Zekilik aslında düşüncesidir insanın neler bulduğu ve nasıl bir bakış açısı olduğudur. Bazı öğretmenlerimiz var mesela daha konuyu anlayamamışken kitaba bakarak yazdırıyor. Bir insan basit bir şekilde anlatamıyorsa bir konuyu onu anlamamış demektir aslında. Yazı yazarak bir konu insanın aklında uzun bir süre kalamaz. O konuyu görsel ve işitsel bir şekilde anlatmadan akıl da kalması biraz zor. Aklında tutabilmek için o yazıları saatlerce kendine işkence eder gibi ezberleyenler var neden bu kadar zorlayalım ki kendimizi madem bu kadar zorlayacaktık evde öğrenirdik biz dersleri okula gitmeden. Bazılarımız o saçma sınavlardan düşük not alıp mesleğini eline alamayacağı için intihar ediyorlar işte hazineler birer birer gidiyor. Kimse kendini öldürmek zorunda değil bu saçma sistem için ama çoğu insanın haberi olmuyor o intihar edenlerden. Aslında önüme bir seçenek koysalar ya hayallerinden vazgeçip bütün insanlara gerçekleri göstereceksin ya da hayallerinin hepsi gerçekleşip mutlu olacaksın deseler birincisini seçerdim. Çünkü ben bir kişiyim ama değişecek milyarlarca kişi olurdu o zaman her şey güzel olurdu. Hepimiz bunlara ayak uydurmak zorundayız ya da karşı gelip değiştirmekte bizlerin ellerinde. Evlerde sınavdan düşük alıp ailesinden şiddet ya da söz duymamak için kendini saatlerce anlayamadıkları konuları anlamak için parçalayanlar var. Daha neler söylemek isterdim ama olamaz çünkü gerçekleri söylediğimizde sonu pek iyi gitmeye biliyor. Binlerce cinayet binlerce hayvanlara taciz, tecavüzler var ve binlerce çocuk tacizleri var ama şu an onlara pek bir adaletli sonuçlanmıyor bunu hepimiz duyuyoruz değil mi? Bu yazdıklarım birer iç dökme gibi düşünün çünkü hepimiz yorulduk artık… Sevgililerle ZEZE.” Ve milyarlarca kişiye gitmişti artık bu mail. Aradan bir saat geçti ne telefonlarım sustu ne de mesaj bildirimlerim. Kapım çalınıyordu hızlı adımlarla kapımı açtım. İşte o an anladım gerçekleri konuşmak yasaktı. Kolumdan tutulup arabaya bindirildim. Sonrası tahmin edilebilirdi. Ceza almıştım idam cezası yazdıklarım yüzünden. İşte gözlerimden geçti her şey şimdi ipin önünde duruyordum. Ve hiç korkmadan kimsenin ipe dokunmadan ellerimin açılmasını istedim ilk ve hemen kendimi ipe ben geçirdim. Çünkü burada ki işim bitmişti. Bazen gerçekleri duymak insanların zoruna giderdi ve acılarını bizler öderdik…

İlgili Makaleler

3 Yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu