BiyografiHikaye

Dostum Felat…

Bugün burada sizlere aynı kız tarafından tacize uğrayan iki erkek olarak Felat ile yollarımızın nasıl kesiştiğini, Felat’ın bana nasıl aşık olduğunu ve nasıl arkadaş kaldığımızı esprili bir dille, gerçeğe bağlı kalarak anlatıyorum.

Sene 2012,saat sabaha karşı dört. Kucağımda kedim, oturmuş karikatür çiziyorum. Facebook’tan gelen bildirim sesiyle müzik duraklıyor: Felat Aydyn sizi arkadaş olarak ekledi.

Ben soyadını dahi düzgün yazamayan bir Felat beni neden sabaha karşı dörtte arkadaş olarak ekler, o kadar merak ediyorum ki hiç de huyum olmadığı halde bir erkeğin arkadaşlık isteğini sabaha karşı dörtte kabul ediyorum. Felat bundan yüz bulmuş olsa gerek, işi bir adım daha öteye götürüp hiç bekletmeden mesaj atıyor: Seni tanımak istiyorum.

Felat çirkin olduğu kadar hoş da bir çocuk, ağırdan satıyorum kendimce, “Sebep?” diye cevaplıyorum. Derken öyle bir laf ediyor ki donup kalıyorum: “Ben de Sibel’in eski erkek arkadaşıyım.”

O yaşlarda bu cümle bir savaş ilanı olarak algılanırdı. Eski sevgilinin yeni kıskanç sevgilisi durduk yere kızın eski sevgililerini bulup gözdağı verirdi bir daha iletişime geçmesinler diye, böyle de bir gelenek vardı. Eski sevgili de hala seviyorsa ya geri adım atar abi çekerdi ya da dövüşmek üzere görüşmeyi kabul ederdi. Ben bu arkaik horozlanmalara alışkındım. Fakat sorun şuydu ki ben o kızla görüşmeyeli 2 sene olmuştu, toplamda zaten bir kere görüşmüştük, kız bana zorla sahip olmaya çalışmıştı ve ne yazık ki karşı koymak zorunda kalacağım kadar da çirkindi ve kötü kokuyordu. Alenen efektli bir fotoğrafın ve keskin bir dilin kurbanı olup bir anlık heyecanla ilk görüşmede eve çağırmıştım ve namusumu çok zor kurtarmıştım.

Ve bu benim tarihimde kara bir lekeydi. Kız o kadar çirkin ve kötü kokuluydu ki, bakın o yaşlarda ben de inanılmaz çirkindim ve buna rağmen kendime kıyamamışım, kimsenin o kızla konuştuğumdan haberi olmamalıydı. Bu korku beni öylesine ele geçirdi ki Felat’ı adam akıllı anlayıp dinlemeden savunma durumuna geçip “Nerede ne zaman istersen aslanım.” diyerek görüşme isteğini kabul ettim.

İmansız Felat taze etin kokusunu mu aldı nedir, aynı sabahın dokuzuna randevu verdi. “Eyvallah” deyip çıktım.

Önümdeki birkaç saat boyunca Felat’ın fotoğraflarına bakıp “Zayıf mayıf bir şey bu, havada alırım ben bunu” deyip başladım beklemeye. Derken saati gelip çattı, çıktım evden, buluşma yerine gittim. Bir süre sonra Felat da geldi, yüzünde anlam veremediğim bir gülümseme ile. Elini uzattı, ben elini sıkarken bir taraftan da ‘Ulan elini sıktığım adamı nasıl döveceğim şimdi, ne zaman yapıştırmalıyım yumruğu buna” diye düşünürken Felat mikrofonu aldı, başladı anlatmaya.

“Aziz dostum, bunu söylemekten her ne kadar utanıyor olsam da ben de Sibel’in eski erkek arkadaşıyım. Ve sırrın benimle güvende, aynı kaderin mahkumlarıyız, ben de namusumu çok zor kurtardım…” Ben bu çocuk neden edebiyat öğretmeni gibi konuşuyor diye düşünürken Felat’ın konuşmaları bambaşka yerlere gitmeye başlamıştı:

“Fakat şöyle de bir gerçek var ki, konuşmalarımız boyunca senin adın o kadar çok geçmişti ki, o kadar çok övmüştü ki Sibel seni ve zekanı, ortak acılarımızı bahane edip bu yüce zeka ile tanışmak, dost olmak istedim..”

Felat cümlesine başlarken aklıma düşen şüphe, cümlesini bitirdiğinde yerini kesin bir yargıya bırakmıştı: Bu çocuk ibneydi.

Hakaret olsun diye değil, bayağı bayağı ibneydi ve bana göz koymuştu. Son sevgilisinin Sibel olduğunu düşünürsek muhtemelen gördüklerinden sonra kadınlara küsmüştü ve tercihleri tamamen değişmişti. Yaşadığı o korku dolu dakikaların bir intikamı olarak da eski sevgilisinin eski sevgilisini, yani beni gözüne kestirmişti.

Ben biraz paranoyaktım, Felat biraz fazla jest mimik kullanıyordu, Türkçesi de çok düzgündü. Ve konuşurken omzuma, koluma dokunmadan duramıyordu. Eşcinsel olduğuna kesin bir kanaat getirdikten sonra derin bir nefes aldım, empati kurmaya çalıştım. O da benimle aynı acıları yaşamıştı. Çirkinliğin estetikten dahi uzak en saf, ari haline birebir maruz kalmıştı. Felat iyi değildi, tüm bunlar sessiz bir yardım çığlığıydı ve ben onu kurtarmalıydım.

Yürü dedim, gidiyoruz. İlk gördüğümüz kafeye girip oturduk, birer çay söyledik. Derken bir satranç takımı ilişti gözüme, kaptım getirdim masaya. Felat söze atıldı: ”Dostum emin misin, turnuvada birinciliğim var.” Felat’ın bilmediği şey ise, o turnuvada hükmen galip olmasının sebebinin, rakibi olan benim o sırada kahvede arkadaşlarla batak oynamayı bırakamayıp final maçına gitmememdi. ”Sorun değil, yeni öğrendim ben de zaten, pratik olur ama çok sert oynama hehehe” dedim. Kendimi bu denli kolay lokma olarak göstermem, Felat için çok kötü dakikaların başlangıcı olacaktı. At L çizer, fil çapraz gider faslından sonra Felat yediği matın şokunu benden gizlemiyordu.

“Ehehe, acemi şansı işte, bu kadar kolay oynama ya ciddiye alarak oyna’ dememle ikinci maça başladık. Felat her hamleden sonra öylesine düşünüyor, ben her hamleyi öyle körlemesine oynuyordum ki, bu denli saçma hamlelerin planlanarak yapıldığı ihtimalini düşünmüyordu bile, ikinci matı yiyene kadar..

Felat neler döndüğünü anlamaya çalışıyordu fakat iş işten geçmişti, amatör oyuncuya yenilemem düşüncesi öylesine kör etmişti gözlerini, üçüncü maçta çoban matını yemesi, doğrusu ikimize de sürpriz olmuştu. Esasen Felat kesinlikle kötü bir oyuncu değildi, ben de kesinlikle normalde ondan daha iyi oynamıyordum. Fakat o; satrancın sadece masada oynandığını sanıyordu, ben ise onu koca bir at olarak görmeye başlamıştım bile, etrafımda L çizen…

Kalk dedim yine, gidiyoruz. Hesabı ona bırakmadan ben ödedim. Her alanda üstünlüğümü kurmaya başlamıştım. Felat’ın omuzları giderek çöküyordu. Gittiğimiz yeri bilmeksizin yürürken, yanından geçmekte olduğumuz apartmanın önündeki iki kızın bize doğru yöneldiğini gördük. Bizden bir iki yaş küçük, biri sarışın biri esmer olan bu iki güzel kız alenen bize doğru yürüyorlardı ve Felat da ben de bu iki kızın konuşmaya dahi tenezzül etmemesini gerektirecek derecede çirkindik. Derken esmer olan önce Felat’a baksa da sonra beni muhattap seçerek cümleye girdi:

”Şey..”

Her çirkin erkek bilir ki bu üç harf, bir kızın her istediğini yapmak yeterlidir.

O kısa sürede öğrendiğimize göre bunlar iki arkadaştı, biri diğerinin evine ziyarete gelmiş olan. Evde kimse yoktu ve kızlar anahtarı almadan dışarı çıkıp kapıda kalmışlardı. Evleri birinci kattaydı, pencere açıktı ve bizden pencereden eve girip kendilerine içeriden kapıyı açmamızı istiyorlardı. Testosterondan ikimizin de rengi yeşile çalıyordu. Hızlıca yaptığımız çevre analizi sonrası Felat’ın omuzlarına çıktım, binanın dışından geçen kalın doğalgaz borusuna tutunup oradan da bacakları pencereden sokmak suretiyle eve girdim. Direkt mutfağa girmiştim, hiç yadırgamadan masadaki fındıklardan birkaçını ağzıma attıktan sonra gidip kapıyı açtım. Felat yanında iki kızla yukarı çıktı, ben birkaç fındık daha yemek için mutfağa döndüm. Açlığımın böyle geçmeyeceğini anlayıp yiyecek başka bir şey var mı diye sormak üzere kızların yanına döndüğümde gördüklerim karşısında elimdeki fındıkları düşürdüm: Felat esmer kızla öpüşüyordu..

Ben henüz neler döndüğünü anlayamadan sarışın kız arkamda bitti. Elini omzuma koyup kulağıma yönelerek: ”Hadi onları rahat bırakalım” deyip, elimden tutup beni mutfağa götürdü. Ben Felat’ın eşcinsel olduğu konusunda nasıl yanılırım diye düşünürken, sarışın kız beni öpmeye başlamıştı bile. Felat’ın aslında eşcinsel olmadığı ve benden hoşlanmadığı düşüncesi her şeye rağmen bir an için beni üzmüştü, kırılmıştım. Fakat sonra büyük resmi gördüm: Felat da ben de yaşadığımız o kara günü, ortak utancımızı telafi ettirecek derecede güzel kızlarla sevişiyorduk. Kaderin bir oyunu olarak farklı zamanlarda, farklı yerlerde aynı çirkin kızın tacizine uğramıştık, bugün arkadaş olmuştuk ve aynı yerde, aynı anda farklı iki güzel kızla sevişiyorduk. Felat o sıralar Ateist idi. O gün Felat Tanrı’ya olan, ben ise bir gün benim de güzel kızlarla sevişebileceğime dair umuduma olan inancımı tekrar kazanmıştım.

O günden sonra aynı Felat’la her Pazar satranç oynamak için buluştuk. Aynı Felat hiçbir maçı kazanamadı. Aynı Felat marker alacak param olmadığında kırtasiyeden kalem çalıp getirdi bana. Aynı Felat ekmeye başladı sonra pazar günlerimizi ailevi sorunlardan. Ben o Felat’a “Beni bir kere daha ekersen gördüğüm yerde tokadı yapıştırırım sana.” dedim. Felat beni yine ekti, ben bir akşam vakti dershaneden çıkarken onu gördüğüm yerde tokadı suratına yapıştırdım herkesin içinde. Aynı Felat bana diğer yanağını da çevirdi. Hiç konuşmadan yürüyüp gittim, yıllarca da görüşmedik. Ve işte bugün kaderin tatlı bir oyunu olarak haberim oldu ki o Felat, gerçekten de eşcinsel olmuş..

elyesabytheway

Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü mezunu, yazar-çizer.

İlgili Makaleler

Bir Yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu