DenemeEdebiyatHikayeŞiir

Direnmek Rüzgara

Biliyor musunuz? Bütün evren bir orman aslında. Her gezegen farklı bir ağaç, tüm canlılar ağaçların yaprağı, meyvesi. Ve bu büyülü ağaçlarda her çeşit meyve aynı anda yetişebiliyor. Ne kadar ilginç değil mi? Ben bile merak ediyorum bazen; kim bilir hangi ağaçlar saklı bu ormanın derinliklerinde henüz keşfedilmemiş, kim bilir kaç çeşit meyve barındırıyor dalları, kaçı sulu, lezzetli kaçı dikenli, zehirli bilmiyorum. Gerçi gerçekten bilmek istiyor muyum o da şüpheli tabii. Bildiklerim bilmediklerime dair bana umut mu veriyor yoksa korku mu bunu bile bilemiyorum da. Neyse, onu da sonra konuşuruz artık. Sahi ya neydi asıl konu? Hah hatırladım, ormandan bahsedecektim sizlere, daha doğrusu ormanın içindeki bir ağaçtan, daha da doğrusu ağacın içindeki bir. Bu böyle olmayacak, en iyisi anlatmaya başlayayım ben lafı uzatmadan. Rüzgar sert esiyor da bazen burada, tutunmaya çalışırken dalıma unutuyorum söyleyeceklerimi ara sıra kusura bakmayın olur mu?

Dünya ağacının ufak bir dalında yazmaya başlıyorum sizlere bu satırları. Ormanın en eski, en güçlü ağaçlarından biridir benim ağacım, yıllardır o beni besler ben de onu. Dallarının çoğu hala sağlam, yapraklarının çoğu hala yeşildir, biraz yorgun düşmüş olabilir ama meyveler vermeye devam ediyor yine de yüzyıllardır durmadan. Buradan bakınca meyvelerinin hepsi ayrı güzel; kimi kıpkırmızı, kocaman kimi sapsarı, ufacık. Kimi kararmış olgunluğundan, kimi daha yeni yerini almış dalında, zarafetini gösterme çabasında diğerlerine. Işıl ışıl parlıyor her biri güneşin altında, hepsinin ayrı bir tadı var belli ki. Bunu duymak üzebilir sizi belki ama tüm güzellikler gibi bu meyvelerin de bazıları maalesef zehirli. Tabii buradan ayırt etmek çok zor, çok dikkatli bakmak lazım detayları görebilmek için. Kimi belli ediyor çünkü zehrini istemeden ufak bir lekeyle ya da dayanamayıp gösteriyor dikenini bir süre sonra, kimiyse daha tehlikeli hiç çaktırmıyor özünü, bir ısırık alıp tadına bakana kadar bilemiyor zehrini cazibesine kananlar maalesef. Bunları biliyorum çünkü bir kaç zehirli tanıdığım var benim de yakinen. Kendileri anlattılar çoğu zaman sahip oldukları zehri ve gizlediklerini, kimi zaman da ben fark ettim taşıdıkları zehri onlar inkar etseler bile.

Zehirli meyvelerle arkadaşlık etmeme şaşıranları duyar gibiyim, hatta ‘bu da mı zehirli acaba?’ diye düşünenler de olacaktır hakkımda eminim ama bilirsiniz, kocaman bir dal sonuçta var olduğumuz yer, yani seçmek sandığınız kadar kolay değil yanında yetişenleri. Hem dedim ya buradan bakınca hepsi ayrı güzel, ne yapalım yani? Ayrıca şunu da bilmelisiniz ki ben o bahsettiğim alımlı meyvelerden de değilim zaten, dalına tutunmaya çalışan küçük bir yaprağım sadece. O gösterişli meyvelerden birinin küçük, yeşil bir yaprakla konuşması bile büyük olay bu ağaçta. E hal böyle olunca yaprak da aldanabiliyor haliyle başta ama merak etmeyin ben akıllandım zamanla, dışına bakıp kanmıyorum artık hiçbirinin. Zaman yeşilimden biraz çalıyor ama sarardıkça daha doğru yapıyorum bir çok şeyi. Yeri gelmişken belirteyim yaprak olmak benim seçimimdi bu arada. Kimseden ilgi görmeyip, dalımda kuruyup yere düşmekten ya da en güzel olduğum, en iyi hissettiğim zamanda dalımdan koparılıp alınmaktansa rüzgar estikçe savrulmayı, zamanı gelince kopup dalımdan gökyüzünde uçmayı ben seçtim anlayacağınız. Seçtim seçmesine de bu rüzgarlar yordu beni, beklediğimden sert esiyor ilk günden beri, biri bitmeden diğeri başlıyor, esiyor da esiyor. Ömrümü bir dala tutunmaya çalışarak geçirdim resmen. Ağaçta olmak iyi, güzel, hoş ama en zor şey bu işte; direnmek rüzgara. 

Şimdi gelelim asıl konuya. Meyvelerden bahsederken benim de zehirli olduğumu düşünenler olmuş muydu gerçekten bilmiyorum ama eğer olduysa onları tebrik etmek isterim öncelikle çünkü tahminleri doğruydu. Yalnız bilmelisiniz ki o meyvelerle bazı farklar var aramda, ben o bahsettiğim meyvelerden daha da zehirliymişim aslında. Meğer benim zehrim dalıma, benim zehrim yapraklara, benim zehrim kendimeymiş. Benim zehrim o kadar güçlü, o kadar sinsiymiş ki ben bile farkına varamamışım kaç zaman kendi benliğimin. Bunca kopan yaprağın sebebi, zayıflıklarının nedeni hep benmişim. bilmeden, istemeden zehirlemişim meğer her birini. Rüzgarda savrulan diğer yapraklara yardım etmek için durdum yanlarında bu zamana kadar, güç vermek için kaldım onlarla ama gözümün önünde kopan yaprakları gördükçe anladım zamanla; en büyük zehir benim bu dalda, hatta belki bu koca ağaçta. Ve anladım ki rüzgar hep daha şiddetli esecek ben bu daldan kopup, uçmadıkça. Anladım ki ya tüm sevdiklerimi alacak dalımdan ya da beni. Belki de iyi tarafta olan rüzgardı hep, belki tek amacı beni almaktı yanına bunca zaman sırf zehrim daha da akmasın diye ağacıma, kim bilir.

Dünya ağacının ufak bir dalında yazmaya başlamıştım size bu satırları ve şimdi havada süzülürken sonlandırıyorum. Çünkü bir kaç dakika oldu rüzgara karşı direnmeyi bırakalı. Tutunmaya çalışmak zordu dalıma doğru ama seni tutan dala, yanındaki yapraklara, var olduğun ağaca zarar verdiğini bilmek daha da zormuş inanın. Demem o ki dostlar gitmesini bilmelisiniz zamanı geldiğinde. Kendinizi, özünüzü iyi tanımalısınız. Kimlere faydalı, kimlere zararsınız görmelisiniz ki güç verdiğinizi sanıp içten içe zehirlemeyin birbirinizi. Yakın olmak değil uzak olmaktır bazen doğru olan, bazen de kopmak, uçmaktır öylece.

Sana gelince rüzgar, umarım mutlusundur artık bak bıraktım sana direnmeyi. Bak uçuyorum kollarında, güneşin altında seninle oradan oraya. Biliyorum ağacımın yaprakları bensiz daha güçlü, dalları daha sağlam olacak artık. O yüzden esebildiğin kadar es şimdi, es ki düşmeyeyim ben de en azından yerlere. Gerçi sen esmeye de son verirsin yakında, ne de olsa senin derdin tek benimleydi şu koskoca ormanda!

   ” Tüm dalları salladı rüzgar usulca.
     Kimine sert geldi yaprakların, kimine küçük bir esinti
     Ormanda ağaç olmak kolaydı da
     Ağaçta yaprak olmak değildi.
 
     Rüzgarın suçu yoktu aslında
     Ama yaprak biraz alıngan.
     Mevsim daha yazken
     Koptu, düştü dalından.”

 

İlgili Makaleler

4 Yorum

  1. taktire şayan, sizle bir gün sohbet etmek muhabbetinize eşlik etmek isterim. sizin kaleminizden bir şeyler seziyor olmak kendimi geliştirmeme yardım ediyor sağ olun efendim karalamalarınızın devamını dilerim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu