DenemeEdebiyat

Yalnız Olmak Ya da Olmamak

Tüm kadınların içinde bir miktar da olsa “Yalnız kalma korkusu” vardır. Bu korku bize küçüklüğümüzden beri işleniyor belki de. Ruh eşimizin olduğu ve onu bulmaya çalışmamız gerektiğine inanıyoruz. Ya ruh eşimiz yoksa ve bu hayata gerçekten yalnız olmak için geldiysek. Bu sorularla her yaş döneminde kafamız karışıyor. Cinsiyetçi bir yaklaşım olduğunu düşünüyorum. Genel resme bakacak olursak erkek çocukları da ruh eşleri konusundaki palavrayla mı büyütülüyor? Küçük bir kız çocuğunun bile gelinliklere karşı sempatisi oluşuyor o yaşlarda. Bence tüm bu yargıların kalkması gerekiyor artık. Gerçekten de hayat sürdürebilmek için iki kişi olmaya mı ihtiyacımız var? Tüm mutlu gibi gözüken çiftler gerçekten mutlu mu? Ne çok soru soruyorum değil mi? Ama tüm bu soruları yıllardır kendime soruyorum. Öyle kolay kolay da yüzleşilemiyor bu sorularla üstelik. Yüzleşmek yıllarını alıyor. Kabul edip çözümü bulmak ömrünü.
Kendini eksik hissederek başlıyorsun. Ben kendimden örnek vererek anlatayım. Lise de tüm yaşıtım kızların erkek arkadaşları ve flörtleri varken ben yalnızdım. Herkesin sahip olduğu bir şeyken senin sahip olamaman özgüvenini paramparça ediyor. Ama o yaşta şunu anlayamıyorsun. Herkesin var diye senin de olacak diye bir durum yok. Hayattaki geniş resmi göremiyorsun. Küçük çerçevede bakıp sadece olmasını istiyorsun. Tabi ki o yaşta bunun dış görünüşle ilgili olduğunu düşünüyorsun. O küçüklüğünden beri sana yerleştirilen ruh eşi, elmanın diğer yarısı, yapbozunun parçası artık her neyse çirkin olduğun için bulamadığını düşünüyorsun. Keşke daha zayıf olsaydım. Keşke cildim daha pürüzsüz olsaydı. Boyum daha uzun ve bacaklarım daha ince olsaydı. Belki o zaman yalnız kalmazdım diye dahalar çoğalıyor. Akıp gidiyor istekler. Ben de uzun yıllar böyle dahaların arasında kayboldum. Diğer kızları inceledim gerçekten güzeller, zayıflar, ciltleri çok güzel vs. Ama sorunun bu olmadığını anladığımda artık büyüdüğümü de anladım. Sorun dış güzellik değildi ve tek bir tane sorun yoktu. Sorun doğru zamanlamayla doğru kişiyi denk getirebilmekti. Ama asıl önemli olan denk gelse de gelmese de yalnız yaşamayı öğrenebilmekti. Toptaş yalnızlıkla ilgili şöyle der: “Yalnızlık, sizin size yokuşunuzdur.” O yokuş kolay çıkılmaz. Sert ve yorucudur. Ama her aşamasında kendinizi keşfedersiniz. Kendinizi seversiniz. Çünkü siz kendinizi tanıyıp sevmedikçe kimseden de bunu bekleyemezsiniz. O yokuşu çıkmayı tamamlamak zordur. Çünkü çoğu insan yalnızlıktan korkar. Ama bence asıl soru o yokuşu çıkmayı tamamladığımızda, kendimizi bulduğumuzda işte o zaman da bir ilişki isteyecek miyiz? Yoksa yalnızlıktan keyif mi alacağız? Zirveye ulaşma hissi bize neler hissettirecek?
Maslow’un Hiyerarşisi temel fizyolojik ihtiyaçlarla başlar. Yemek yemek, boşaltım, cinsel yaşam… Daha sonra güvenlik, sevgi, ait olma… Sonrasında özsaygı, özgüven ve en tepede kendini gerçekleştirmiş olma vardır. Ortaya attığım yeni bir fikir de şu. Bu hiyerarşide kendini gerçekleştirme aşamasına ulaşılamadan kurulan ilişkiler sağlıklı olur mu? Sadece ikili ilişkiler değil arkadaşlık ilişkileri içinde geçerli bu durum. İnsan kendini gerçekleştiremeden ilişkilerindeki değeri görebilir mi? Bu konuyla ilgili en önemli yapıtlardan biri de Coelho’nun Simyacı kitabı. Kitapta bir çobanın kişisel menkıbesini bulma macerası anlatılıyor. Kitabı okumam tüm bunları düşünmeye başlamama sebep oldu. Hayata gelişimizin bir amacı olmalıydı. Bu dünyada nefes alıyorsak bir şeylere yararımız dokunmalı bir işlevimiz olmalıydı. Peki, benim işlevim neydi?
Öylece hayata gelip ve gitmek… Bana anlamsızca yapılan bir otobüs yolculuğu gibi geliyor. Hayat bir otobüs yolculuğuysa çoğu insan pencereden dışarı bile bakmadan bu yolculuğu tamamlıyor. Ortalama 70 yıllık bu yolculukta dokunduğumuz hayatlar, kalpler olmalı bir şeyler yapmış olmalıyız. Yani kişisel menkıbemizin olduğunu fark edip ona ulaşmaya çalışmalıyız. Böyle düşünürsek ruh eşini bulmak resmin sadece küçük bir parçasından ibaret kalacaktır. Ben yazmaya başlayarak kendi amacımı bulmak için bir adım attım. Peki, senin bu hayattaki amacın ne? Sadece ruh eşini bulmak mı? Yoksa kendini bulmak mı?

İlgili Makaleler

7 Yorum

  1. Belki de Mevlana gibi, ruh eşini veya ne isim verirsek verelim o kişiyi bulmak, bizim kişisel menkıbemize daha kolay ulaşmamızı sağlar.
    Elinize sağlık

  2. İnsan yalnız da mutlu olabilir, varlığını başkasının varlığına endekslemek , illa onunla bütün olacağını zannetmek bence çok büyük bir yanılgı.
    Elinize sağlık

  3. ben deliler gibi değil gayet aklı başında bir kadına aşığım, seviyorum onu baya ama yalnızım. hayır hayır onun vücudu yanımda olsa da yalnızım, sevilmediğim her saniye kendi benliğim ve beni insan kılan ruhani bedenimle yalnızım. belki de ben yalnızlığa aşığım kim bilir. yalnızlığım bile iki kişilik baksanıza benim için bu başlık ‘Yalnız Olmak ya da Olamamak’ şeklinde. bu arada simyacı güzel kitapmış yani öyle denmişti bana önerir misiniz?

  4. Öncelikle bu güzel yorum için teşekkür ederim. Simyacı bence hayatın her döneminde mutlaka okunması gereken bir kitap. Ayrıca benim ilham aldığım kitaplardan birisi…

    1. asıl ben teşekkür ederim böyle bir yazı için öneriniz için sağ olun iyi zamanlarda tekrar görüşmek dileğiyle efendim esen kalın.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu